Yusuf Alpaslan Özdemir

Yusuf Alpaslan Özdemir

Ahmet Kekeç’i hatırlamak

Ahmet Kekeç’i hatırlamak

Gazeteciliğin yüz akı isimlerinden Ahmet Kekeç ağabey kısa bir zaman evvel, 14 Kasım 2021’de Covid nedeniyle vefat etmişti. Daha çok siyasi yazılar neşrederdi fakat onun kalem hünerini asıl gördüğümüz alanı edebiyat metinlerindeydi. Hele ki son yıllarında hep roman üzerine çalışan bir insandı. 28 Şubat’ı anlatan ‘Yağmurdan Sonra’yı okumanızı öneririm.

Yazarlar sinik insanlardır. Onları, sürekli yakınmak ve acıdan gebermek hoşnut eder. Benim sorunum, çözümün başkalarında olması. Elimden başka bir şey gelmediği için yazıyorum. Dilekçeme yanıt alsaydım, bu labirente girmezdim. Çünkü, bir öyküyle; ‘Umum Vekalete” yazılmış bir dilekçe arasında hiçbir fark yoktur.” diyen Kekeç’i daha da yakından tanımak isterseniz ‘Kanamalı Haydut’u da okumalısınız. İnce düşünen naif bir insanın dışa vurduğu akisleri yer yer hüzünle yer yer gülümseyerek okuyacaksınız.

Oğlu Ahmet Kekeç babasından aldığı mirası hakkıyla sürdürüyor şimdi. Oğul Kekeç Turkuvaz grubunun iki ayda bir çıkardığı ‘Aktüel Tarih’ dergisinde tarih dergiciliğine farklı bir anlayış getirdi, ilk sayısıyla göz doldurdu, beğenildi. Allah yolunu açık etsin. Derginin ilk sayısının hafta sonuna dek bayilerde olduğunu hatırlatayım. Konyalı hemşerilerimizi yakından ilgilendiren Mikâil Bayram’ın Mevlâna tezviratları gibi ilginç konular, Konyalı birçok akademisyenin makalesi derginin ilk sayısında yer alıyor.

&&&

Edebiyat macerasında her ne kadar az kitap çıkarsa da ve bunlar arasında epey bir süre olsa da Ahmet Kekeç edebiyatla soluk alıp veren bir kalemdi. 1985’te bir hikâye kitabı, 14 yıl sonra bir roman ve nihayet 20 yıl sonra, bugünkü yazımızın konusu olacak Ulufer.

‘Ulufer’, kendisine vefatından sonra büyük vefa gösteren Turkuaz etiketiyle yayınlanmış, ‘Kanamalı Haydut’ gibi.

Romanın isminden başlayalım; Ulufer bir kız ismi; kitabın kahramanı Mehmet Ali’nin sevdiği ama kavuşamadığı bir öğretmen.

Ulufer Alevidir, Araptır, Mehmet Ali ise Sünni, iki tarafın ailesi bu nedenle gençlerin evlenmesine karşıdır. Bir süre sonra Ulufer öğretmen olarak İskenderun’u terk eder, Kumluca’ya yerleşir.

Romanda geri dönüşler usta işi ve başarılı. Geçen yazımızda değerlendirdiğimiz ‘Bahara Bir Hediye’ romanı gibi ayrılıkla giriş yaptık bu romanda da. En başa gidelim o halde.

Mehmet Ali’nin babasının ölümüyle başlar roman. Nalburiye dükknı bırakmıştır babası, kendilerine. Fakat, Mehmet Ali şair olmak istemektedir, bunda pek başarılı olduğu söylenemez, şiirleri dergilerde yayınlanmaz. Kardeşi Hasan ise futbolcudur, o da dükkânın işleri nedeniyle futboldan vazgeçecektir. Bir de en büyükleri, evin abisi Haydar vardır; kapitalist, duygusuz ve menfaatçi bir ağabey.

Mekân küçük bir kasaba olunca pek bir meşgalenin olmadığı, küçük ve bir an evvel kurtulunmak istenen bir yer sözkonusu.

Sadece Mehmet Ali’nin kendisi ve ailesi değil çevresi de adeta kaybedenler kulübüdür. Arkadaşı Muzaffer sinemayla ilgilidir, başarısız olur. Bir diğer arkadaşı İbrahim, başaran tek kişidir. O da şiirler yazmaktadır, şiirleri dergilerde yayınlanır, hatta tanınmış bir şair olur ve İstanbul’a taşınır. Geride kalanların yapabileceği pek bir şey yoktur.

Sürekli birbirlerini gören, birbirlerinin hayatlarındaki boşlukları doldurmak zorunda kalan bireyler vardır taşra yaşamında. Hapsedilmiş addettikleri taşrada, bir gün gerçekleşmesini umut ettikleri hayallerle başka diyarlara gitme özlemiyle kendilerini oyalarlar.

Ahmet Kekeç, ‘Ulufer’de edebiyat parçalama peşinde değildir, kapalı bir anlatıma uzak durur. Hiçbir kahramanın tarafını tutmaz, neyin doğru neyin yanlış olduğunu göstermez, adeta bir kamera gibi sadece gördüklerini aktarır. Kurgunun tehlikeli unsuru diyalogların üstesinden başarıyla gelir.

Mekân seçimi de isabetli Ulufer’de. Hatay, bildiğimiz gibi pek çok din, mezhep ve ırktan insanın beraberce yaşadığı kadim bir şehirdir. Burada cami, havra, kilise iç içe bulunur, insanlar da asırlardır birlikte sorunsuz bir şekilde yaşarlar. Neticede, romanda anlatılanlar ve mekân seçimi cuk diye oturmuş.

Ulufer’in kahramanları içinde baş kaybeden, hiçbir hayali gerçekleşmeyen, belki de bunu hak eden Mehmet Ali’dir ve anlatılanlar hepimizin hikâyesi, aynı zamanda bir tecrübe edinme fırsatı bu roman.

Son olarak Ahmet Kekeç’i bir kez daha rahmet ve minnetle anıyorum, okurlarıma da eserlerinden istifade etmelerini salık veriyorum.

Hayırla kalınız…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yusuf Alpaslan Özdemir Arşivi
SON YAZILAR