Ceza hikayesi

Uzun uzun zaman önce memleketin birinde hoş görüşüz, anlayışsız, geçimsiz, affın ne olduğunu bilmeyen, hasımlığı ve düşmanlığı çok seven insanların yaşadığı bir şehir varmış. Bu şehirde herkes kendine göre, gücüne göre bir başkasına ceza kesmeye kalkarmış. Sevgisizlik hakimmiş şehre. Bu şehre gelenler, güler yüzlü bir insan aradık, bulamadık diye anlatırlarmış. Acaba bu şehrin toprağında mı var bir şeyler diye de anlatılırmış.

Ne dostluk varmış ne arkadaşlık, ne akrabalık varmış, ne sırdaşlık. Aile içinde dahi, yediden yetmişe ceza kesilirmiş. Baba anaya, ana babaya, onlar büyüklerine, büyükleri onlara, çocuklar kardeşlerine, akrabalar akrabalara. Bu iş içinden çıkılmaz, manasız, anlamsız bir hal almış. Sonunda işler kördüğüm olunca, şehrin ileri gelenleri bizim bu işe bu çare bulmamız lazım demişler. Değilse şehrimiz kendi kendini tüketecek, bitirecek, bir süre sonra bu şehirde anlayışsızlık vebası var diye kendi kendimizi yok edeceğiz demişler. Demişler demesine de, kimse bu işe katılmamış!

Halk bu bizim adetimiz demiş, olmaz demişler, ölürüz de vazgeçmeyiz demişler. Yaşlı biri, madem öyle ölün demiş. Bu şehir zaten öldü. Üç aydır hiçbir kervan gelmez. Hanlarımızda kimse konaklamaz. Aşhanelerimizde yiyen-içen kalmadı. Kervanlarımızı kabul eden şehir parmakla gösterilecek kadar az. Biz ne yaptıysak kendimize yaptık. Gurura, kibre, mağrurluğa kapıldık, sonra da, aftan ve hoşgörüden vazgeçtik. Neremiz doğru bizim? Yaşlı adam her ne dese, ahali sen bizim atalarımızın adetlerini yerin dibine geçiriyorsun, sen bizden değilsin diyorlarmış.

Yaşlı adam, biz demiş düşünmeyi de unuttuk. Bu şehrin kapısından girene ceza kesiyoruz. Ayak bastı parası alıyoruz. Sesini yükselttin ceza, güldün ceza, saz çaldın eğlendin ceza, yemekte şakalaştın ceza, geç yattın ceza, erken kalkmadın ceza, zamanında sofraya gelmedin ceza biz kimiz ki, gittiğimiz şehirlerin hangisinde böyle bir mantıksızlık var?

Ahali, bomboş gözlerle yaşlı adama bakmış. Haklı olduğun yerler olsa da, biz başka, onlar başka demişler, biz yanlış da olsa mantıksız da olsa yine de adetlerimizden dönmeyiz.

Ülkenin Sultanı, dirayetli Beylerinden birini yanına çağırmış. Seni demiş, cezadan başka bir şey bilmeyen şehre Vali Paşa olarak görevlendiriyorum. Bu meseleyi çöz, baktın olmuyor, kes at. Vali Paşa bir hafta sonra maiyetiyle birlikte şehre girmiş. Şehre gelmeden önce de oldukça iyi bir araştırma yapmış, şehrini kurtarmaya çalışan yaşlı adamı da özel olarak saatlerce dinlemiş. Şehre geldikten sonra, sen demiş benim danışmanım olacaksın baba. Sana Vali Paşa konağında, bir oda tahsis edecekler. Yanımdan ayrılmayacaksın.

Vali Paşa şehre gelmiş gelmesine amma, ahalinin ileri gelenleri, biz demişler kendi kendimize ne güzel idare oluyorduk, bir seneye yakın Vali Paşa falanda yoktu. Bir önceki lanet olsun hepinize dedi gitti, bu da çok durmaz gider demişler. Hele biz varalım, bir ceza da bu yeni Vali Paşaya keselim. Ayak bastı parası isteyelim.

Sonra bir heyet oluşturmuşlar. Heyetin başı, Paşam demiş, bu şehrin kendine has adetleri vardır. Bu şehre ne için geldiysen geldin yüz akçe vereceksin. Bu ayak bastı parası. Bunu vermez isen, bu konakta rahat edemezsin, cezayı ödemedi diye, şehirde kimse sana selam vermez. Bize uyarsan, sana kimse karışmaz. İstediğin kadar kalır gider, huzur içinde yaşarsın bu şehirde.

Vali Paşa sen demiş şimdi bana aba altından sopa mı gösteriyorsun. Heyet başı, cezan iki yüz akçe Vali Paşa demiş. Vali Paşa Muhafız başı diye seslenmiş. Yıkın şu densizi! Heyet başına diz çöktürmüşler. Vali Paşa ukala demiş, densiz, hadsiz, kendini bilmez demiş. Vali Paşaya hakaretten atın bunu zindana! Yanındakileri de…

Vali Paşa, yaşlı adamı da yanına alıp, ahaliyi şehrin meydanında toplamış. Ey Ahali demiş, ya düzeleceksiniz, ya düzeleceksiniz, yada bu şehirden gideceksiniz! Bu memlekette sizi sevecek, kabul edecek bir şehir var mı bilmem. Ancak sizi hiç bilmeyen, tanımayan uzak diyarlar belki olabilir.

Bundan böyle bu şehirde cezaları yasaklıyorum kim kime ceza kesti, o ceza kesenin cezası şehirden sürülmek. Bu işe affım yoktur.

Ahalinin içinden sekiz on kişi senin bize karışmak, bizim adetlerimizi değiştirmek haddine mi demişler, kendine gel! Vali Paşa ilk sürülecekler belli oldu demiş. Yakalayın şu kendini bilmezleri, yüzü gülmezleri, ceza neymiş görsünler. O sekiz-on kişi çoluk çocuklarıyla birlikte, gönderilmişler şehirden.

Birkaç gün sonra şehre bir kervan gelmiş. Ayak bastı parası isteyenler, şehirden sürülmüş. Hana inmişler. Hancı, Han kapısından girene çıkana, başlamış akçe-akçe ceza kesmeye, Hancıda yolcu edilmiş şehirden.

Ahali, bu Vali Paşa, anlaşıldı ki, kimsenin gözünün yaşına bakmıyor, ne yapacağız diye başlamışlar kara-kara düşünmeye. Biz demişler en iyisi mi, onun dediklerine uyuyormuş gibi yapalım. Vali Paşanın bu göz boyacılardan haberi olmuş. Benim sahtekarlarla işim olmaz demiş, onları da göndermiş.

Sonra yine toplamış ahaliyi meydana. Ey ahali demiş, bu kötü huyunuzdan ve adetlerinizden vazgeçin. Ne yaparsanız yapın haberim bugün olmazsa yarın olur. İyi olmanın, yüzü gülmenin, af etmenin, adaletli olmanın cezası yoktur. Siz en büyük cezayı kendinize kesmişsiniz. Bu şehir nefes alamaz bir hale gelmiş. Kendi kendine ceza kesen, yetmedi şehre kim geldiyse onu cezalandıran ve bunu kendince hak olarak gören bir yaklaşım. Ya bunları terk edeceksiniz, ya da bu şehirden gideceksiniz.

Zindandaki heyetin başı, Zindancı başı demiş, ben Vali Paşa ile görüşmek isterim.

Heyet başının şehirde olan bitenden haberi yokmuş. Vali Paşanın huzuruna çıkınca, Vali Paşa demiş cezan bin akçe oldu. Artık bu şehri öğrenmişsindir. Vali Paşa öğrendim demiş, şehirde beni öğrendi, ahali de. Vali Paşanın yanında duran yaşlı adam. Sen demiş hiç mi akıllanmayacaksın. Zaten bu ceza işini senin baban ve amcaların çıkardı, sen ve kardeşlerinde devam ettiriyorsun. Heyet başı, senin cezanda bin akçe ihtiyar demiş. Biz bu adetten ölürüz yine de dönmeyiz.

Vali Paşa, sen bilirsin demiş, kendin istedin, kendi hükmünü de kendin verdin.

İdam sehpasını meydana koymuşlar, heyet başını da, asmak üzere getirmişler. Ahali toplanmış idam sehpasının etrafında. Vali Paşa, bu adam demiş, kendi hükmünü kendi verdi. Bana bin akçe ceza kesti, bu şehrini savunan yaşlı adama da. Bu adetten ölürüz de dönmeyiz dedi.

Bugün o gündür. Bu adetten dönmeyiz diyen kim varsa, bu kendini bilmez heyet başından başlayıp, bu meydanda asacağım. Adetlerinizi de bu meydana gömeceğim. Bir daha böyle bir adetten söz edenin ya dili kopacak, yada bu şehirde barınamayacak!

Ahalinin ileri gelenleri, dur Vali Paşam demişler. Biz seni anladık ki senin şakan yok. Biz kantarın topuzunu öylesine kaçırdık ki, bizimde hoş görülecek, af edilecek, bir tarafımız kalmadı.

Heyet başı, yalvarıp durmayın demiş, ben adetlerimiz için, ölmeye hazırım. En azından ben ölürüm, adetlerimiz yaşar. As beni Vali Paşa! Heyet başı sehpaya çıkarılmış. Cellat, Vali Paşa’dan işaret bekliyormuş. Vali Paşa, dur Cellat demiş. Heyet başını ceza olarak bağışladım. Çünkü o bağışlamayı, affetmeyi, hoş görmeyi ceza sanıyor. Onun cezası bu. Kimden ne isterse iki katını ceza olarak, fakir-fukaraya dağıtacak. Benden bin altın istemişti. Yaşlı adamdan da. Sana dört bin altın ceza kestim Heyet başı demiş.

Bundan böyle kim kime ceza keserse, iki katını fakir fukaraya ceza olarak dağıtacak!

Heyet başı çok zengin bir adammış, adamları hemen getirmişler dört bin akçeyi meydana. Fakir fukaraya o akçeler dağıtılmış. Yıllar sonra, ilk yüzü gülenler fakir-fukara olmuş.

Anlatırlar ki; O tarihten sonra, o şehirde bir daha kimse kimseye ceza kesmeye kalkmamış, kim buna yeltense, fakir fukaraya şu kadar para ver yada gönlünden ne koparsa deniyormuş. Bir süre sonra şehirde ne aç kalmış, ne fakir ne yoksul. Güler yüzlü, hoş görülü, anlayışlı insanların şehri olmuş şehir. Ne o Vali Paşayı unutmuşlar, nede onlara yol gösteren o yaşlı adamı. Hayırla yad etmişler asırlarca.

Şehir şehire, ahali ahaliye, huy huya, adet adete, ceza cezaya, Vali Paşa Vali Paşaya, yaşlı adam yaşlı adama, Heyet Başı Heyet başına, Han hana, meydan meydana benzer…

Bir kıssadır anlatılan. Her kıssadan bir hisse alına denmiştir. Bu hikayede, anlatılanlarla bir benzerlik var ise, tamamen tesadüften ibarettir. Ne kimse gönül koya, ne de alınganlık göstere…

Sürçü lisan eylediysek affola…

Bir daha ki sefere daha güzel bir hikaye anlatırız inşallah…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.