İzmir 114!

Depremden 65 saat sonra enkaz altından kurtarılan üç yaşındaki Elif ve 91 saat sonra kurtarılan 4 yaşındaki Ayda teselli oldu İzmir depremine…

Bu mucize kurtarışlar, kurtarma ekiplerinin dikkati, işlerini bihakkın, aşk ve şevkle yapmalarının bir sonucuydu. 

İzmir depremi 6.6 şiddetinde, bazı kaynaklara göre 7.0 ve üzerinde bir depremdi. Bu yıkıcı deprem tam 114 insanı bu hayattan kopardı aldı.

Ocaklar söndü, aileler perişan oldu. Evlatlar anasız kaldı. Deprem, oturulamaz raporu verilen ve boşaltılmayan binaları içindeki insanlarla birlikte yıktı geçti.

İhmal, tedbirsizlik, umursamazlık, denetimsizlik, alınan kararları uygulamamak böyle bir faciayı getirdi.

Bundan sonra ne olacak?

Bu binaları yapanlar yani Müteahhitler hakkında ne yapacağız?

Ya ruhsat verenler hakkında?

Bina bittiğinde gerekli denetimi yapanlar, oturulabilir ruhsatı verenler için ne diyeceğiz?

O arazinin zemin etüdü olmasına rağmen bu bölge iskana açılabilir diye kalkan eller ne olacak?

Liste bayağı uzun!

Bu mesele İzmir’in değil, Türkiye’nin meselesi…

Sorumlu olanlar, bu işlerde dahli olanlar nereye kaçacaklar?

Saklanacakları bir yer mi var?

Nasıl aklanacaklar?

İnşaat sektöründen önce, inşaat yapılacak alanları, bölgeleri imara açanlar, zemin etütlerini rafa kaldıranların inşaat yapılamaz, yapılması sakıncalı, imara açılamaz denen alanları imara açarken imza atan elleri, gönülleri titredi mi?

Keşke titreseydi!

Keşke titreseydi de yıllar sonra bu hazin ve hüzün verici olaylar yaşanmasa 114 can hayata veda etmeseydi.

 

*****

İmara açanlardan sonra, ruhsat verenler, ben böyle yere ruhsat veremem, buraya bina olmaz, yapılmaz dediler mi?

Keşke deselerdi?

O bölgeye inşaat yapan müteahhitlerin yapılarını denetleyenler ne malzeme kullanacaksan önce ben göreceğim, sana verilen malzeme listesi neyse onu aynen kullanmak zorundaydın, eksik ve yetersiz malzeme kullanmışsın yık yeniden yap dediler mi?

Git adam gibi kum kullan, deniz kumu kullandığın için sana bu şehirde müteahhitlik yaptırmıyorum diyen oldu mu?

Kolonlara kullandığın demir bu kolonu taşımaz, dediler mi?

Keşke sorsalar, keşke deselerdi?

Keşke tabiri, benzer sorularını sormayanlar için…

Elbette görevini yerine getiren denetim elamanlarını tenzih ediyorum.

Denetim konusunda yapılan zaaflar, temelden itibaren yapılan kontrollerin yeterli olmaması, yıllardan beri anlatılan inşaata hiç gelmedi, imzalattım geldim hikayeleri denetimlerin nasıl yapıldığına dair hiçte hoş olmayan hikayeler olsa da, yıkılan binaların enkazı hem ruhsat verenleri, hem de denetim yapanları yıkılan binaların enkazına gömdü.

 

*****

Gelelim inşaat sektörümüze;

İnşaat sektörünün aynaya bakma zamanı geldi de geçiyor!

Ben ne yaptım?

Nerede yanlış yaptım?

Neden böyle davrandım diyebiliyor mu?

Sektör, her depremde enkazın altında kalan insanlar sonrasında dibe vuruyor!

Sektöre ne güven kalıyor, ne itimat!

Bu enkazı yine onlar kaldıracak! Yeni binaları yine inşaat sektörü yapacak!

Malzemeler yine onların eliyle temel olacak, kat üstüne kat çıkacak!

Artık sektör kendine çekidüzen vermeli…

Her deprem sonrasında bulunan günah keçileriyle kimse vicdanını rahatlatamaz!

Tabi vicdan kaldıysa.

Artık sektör, depreme dayanıklı binalar yapmalı, malzemeye göz diken, malzemeden çalanları bünyesinde barındırmamalı.

Bu insanlar ülkenin hiçbir yerinde bir daha inşaat yapamamalı.

Ruhsatları iptal edilmeli. Bu türden insanlara sahip çıkmak demek, yeni depremlerde, yıkılan binalar altında çok daha fazla insanımızın enkaz altında kalması demek!

Bunun adı cinayet, bunun adı katillik!

İnşaat sektörü her deprem enkazının altından bana bir şey olmadı diye kalkamaz!

 

*****

Diyeceksiniz ki, ruhsattı, denetimdi, inşaattı dünya kadar zaman geçti…

Zaman aşımı dahi gündeme gelebilir!

Kim bilir kimin zamanında bunlar olup bitti!

Hava serin, mevzu derin anlayacağınız!

Depremde yıkılan yıkıldı, yıkılmak üzere olanlar, oturulamayacak durumda olanlar, mühürlendi, oturanlar tahliye edildi.

Her deprem sonrasında, sorumlu aranır.

Yerle bir olan binaları kim yaptı?

Müteahhitleri kimdi?  O binalar neden yıkıldı? Nasıl ikiye bölündü? Nasıl kolonlar patladı?

Neden yetersiz ve kalitesiz malzeme kullanıldı?

O binaları kim denetledi?

Şimdi sizler yine diyeceksiniz ki, mesele anlaşıldı, sorular bitmez, sorunlar çözülmez, tartışmayla hiçbir bir yere gelinmez. Gelinmez amma yaptığımız hep aynı şey…

 

*****

Zaman atışma zamanı değil,

Zaman “-ecek” ve “-acak” dolu cümlelerin zamanı değil.

İzmir 114 cana mal olan depremin yarasını nasıl saracak?

Kasım ayının başında, soğukların, ayazların, rüzgarların sert estiği biz zamanda, inanın çadır çare değil.

Senin zamanın, benim zamanım. Ben yapmadım, o yaptı gibi geçmiş depremlerde üzerinde fazla durulmayan ancak vicdan muhasebesinin ne kadar yapıldığını bilemediğimiz bir yığın olay.

İşin vebal kısmına zaten kimsenin aldırdığı yok!

Geçtik vebali! Vebal zaten kimsenin umurunda değil!

Bir taraftan 114 can gitti. Bir taraftan geriye aynı deprem enkazı gibi, enkaza dönen gönüller kaldı.

Her deprem sonrası yapılan tartışmalar, atışmalar, sataşmalar hangi meseleyi çözdü ki, İzmir depremi sonrasını çözebilsin.

Sizler tartışırken, depremde hayatta kalanlar için, evine oturulamaz raporu verilip, tahliye kararı ile, evsiz-barksız kalanlar için ne yaptık?

Deprem sonraları için ne gibi hazırlığımız oldu?

Hazırlıksız yakalandık gibi hiçbir işe yaramayan, derde derman olmayan “harika” bir cümleye sahibiz. Belli ki, yine hazırlıksız yakalandık, çare bekleyen biçarelere çare bulmak lazım!

Haydi Türkiye!

 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.