Kadına Yönelik Şiddet Genç Bir Erkeğin Canını Aldı

Her gün mutlaka haberlerde karşılaştığımız kadına şiddet olayları, başka bir boyut kazanmış durumda. Kadına yönelik şiddet açıklanan rakamlar çerçevesinde de gözüken o ki her geç gün artmakta. Bu artış ile birlikte kadına yönelik şiddete karşı artan tutum da bu durumu tersine çevirememektedir.

Evvela meseleyi ele alan basın, düşünür, aktivist ve yöneticilerin toplumsal gerçeklikten uzak kaldığını söylemeliyim. Gerçek hayat ve gerçek hayatın içerisinde yaşananlardan uzak biçimde popüler söylemler ile bir karşı duruş gösterme girişimi ötesine geçememektedirler. Medya aracılığıyla oluşturulan ‘’baskın söylem’’ karşısında söylenen her sözün ‘’kadına şiddeti destekleme’’ anlamına geldiği gibi bir baskının oluşturulması, meselenin çözümünden bizi uzaklaştırmaktadır.

Toplumun içerisinde oluşan değer yargılar ve sosyolojik kodlar ile oluşturulmuş ilişki biçimlerini yok sayarak, popüler sloganlara tutsak olmak kadına şiddet olaylarına kati suretle bir çare üretemeyecektir.

Kadın ve kadına yönelen her türlü şiddetin önüne geçmek için toplumun bizatihi kendisi baz alınmalıdır. Bu toplumun kendi sorunları, deneyimleri ve davranış biçimleri irdelenmelidir.

 Üstelik kadına yönelen şiddeti yalnızca ‘’fiziksel şiddet’’ olarak algılıyor olmak bile meseleden ne kadar uzak olunduğunu göstermektedir. Psikolojik şiddet türlerinin bin bir türlüsünün yaşandığını günlük hayatımızda fark edemiyoruz bile. Oysa biraz farkındalık ile baksak; trafikten, iş dünyasına, akademiden, alışveriş merkezlerine kadar her alanda bunu görmek mümkün olacaktır.

Hayatımda duyduğum ve bir türlü kabullenemediğim bir üslup ile karşılaşmıştım. Bir kurumda üst düzey yöneticilerden bir tanesi, çok güçlü özgeçmişe sahip olan birkaç kadını işe almayışını şu şekilde ifade etmişti; ‘’güzel kadını işe alamam.’’ Bu ifade biçimine nereden bakarsanız bakın mideniz bulanıyor ve nereden tutarsanız tutun ne yazık ki elinizde kalıyor.

En çok güvendiğimiz kurumlar arasında bulunan akademide de bunların farklı biçimlerine şahit olmuştum. Ancak psikolojik şiddet ve tacizin ispatlanması güç bir mesele olduğu da ortadadır.

Öte yandan bu tür olumsuz örnekler ile üretilen sloganların toplumda oluşturduğu ‘’duyar’’ beraberinde tehlikeli bir baskı aracına dönüşmektedir. Öyle ki İstanbul Sözleşmesi ile ortaya çıkan tabloda, toplumumuzun değer yargılarından uzak biçimde büyük mağduriyetler oluşturulmaktadır.

Mehmet Ali Demirel’in öldürülmesi

Şimdi gelelim gerçekte hayatta yaşanmış bir olaya. Öncelikle olay yanı başımızda Konya’da gerçekleşiyor. Üstelik mezun olduğum fakültenin bir öğrencisi bu olayda katlediyor.

Kadına şiddetin bir genç erkeğin hayatını aldığı acı bir olay olması da ayrıca üzücü ve dramatik. Necmettin Erbakan Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi öğrencisi Mehmet Ali Demirel, yakın bir zamanda kanser tedavisi gören babasını kaybediyor. Babasını kaybetmesi sonrasında okul hayatının yanında iş hayatına atılmak zorunda kalıyor ve aynı zamanda ailesine de sahip çıkmak için mücadele ediyor. Geride kalan tek erkek evlat olarak bütün yükü sırtlanmak ve sırtına yüklediği bu yükler ile hayat yolculuğuna devam etmek zorunda kalıyor.

Bir yandan okurken öbür yandan çalışarak kendisine ve ailesine bakmak için bir mücadelenin içerisinde olan Mehmet Ali, aynı zamanda evin erkeği olarak ailesinin diğer bütün sorunları ile ilgileniyor.

Mehmet Ali’nin Viyana’da yaşayan ablası, eniştesi tarafından şiddete maruz kalıyor. Annesinin şiddete maruz kalmasına dayanamayan bir evladı da durumu polislere bildiriyor. Bunun üzerine Mehmet Ali’nin eniştesi tutuklanıyor. Tutuklanan eniştenin Konya’da yaşayan ailesi ise Mehmet Ali’nin annesi ve kız kardeşini tehdit ederek, sindirmeye çalışıyorlar. Çünkü Mehmet Ali’nin ablasının şikayetini geri almasını ve oğullarının salınıvermesini istiyorlar. Bunun için başka bir suç işliyor ve başka kadınlara psikolojik şiddet, baskı ve tehditlerde bulunuyorlar.

O gün akşam Mehmet Ali işten döndüğünde annesini üzgün ve halsiz halini görünce meseleyi öğreniyor. Meseleyi öğrenir, öğrenmez ise makul ve toplumumuzun değerlerine uygun biçimde dünürleri ile görüşmek istiyor. Ailesine yönelen bu şiddet biçimine karşı orta yolu bulma işinin ona kaldığını düşünüyor, doğal olarak.

Eniştesinin ailesi ile konuşmaya gittiğinde ise ağır bir şiddete maruz kalıyor ve kalbine saplanan bir demir ile öldürülüyor. Sonrasında olaya karışan üç kişiden birisi serbest bırakılıyor.

Bu durum karşısında Necmettin Erbakan Üniversitesi Genç Arkadaş Topluluğu ve Başkanı Berk Can Karacaoğlu, sosyal medyada önemli bir çalışma yürüttüler. Verdikleri mücadele ile yerel basının, üniversite yönetiminin ve sosyal medyanın dikkatini çekmeyi başardılar.

Bu sayede salınan bir katilin tekrar tutuklanmasına önemli bir katkıda bulunmuş oldular. Bundan dolayı kendilerine teşekkür ediyorum.

Bir taraftan da acaba bu etki oluşturulmasaydı, bu adam hemen tekrar tutuklanır mıydı diye düşünmekten geri duramıyorum.

Kadına yönelik şiddetin geldiği noktada bir genç delikanlının hayatını elinden aldığını da görmek zorundayız.

Mehmet Ali kardeşimize Allah’tan rahmet diliyorum.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.