KENDİNİ BİLMEK!

Hz. Mevlana yüzyıllar öncesinden “Hamdım, piştim, yandım” diye bir yol tarif etmemiş miydi?

Harap olmuş gönüller, tamire muhtaç ancak tamir olmayı reddeden gönüllere ne yapılabilir?

Kendini bilmeyenlerin, kendini bilmek istemeyenlerin,

Tevazu köprüsünden geçmek istemeyenlerin,

Kendini bilmekle bir işleri olabilir mi?

Keşke olsaydı! Keşke olabilseydi…

Çünkü; Kendini bilen haddini bilir.

Kendini bilen hakkı hukuku bilir.

Kendini bilen hoşgörüyü bilir.

Kendini bilen sevmeyi bilir.

Kendini bilende kin olmaz.

Kendini bilende kıskançlık olmaz!

Kendini bilende haset olmaz!…

Kendini bilenin gurur ve kibirle işi olmaz!.

Kendini bilen Hakkı bilir, ona göre davranır.

Doğruyu söyleyeni dokuz köyden kovmuşlar diye boşuna söylememiş atalar.

Doğru söyleyene sözüm ona bayılan,

Yere-göğe sığdıramayan bizlerin neden doğru-düzgün insanları yanımızda,

Yanı başımızda, çevremizde istemediğimizi bir söyleyecek olan, bir anlatacak olan var mı?

 

KENDİNİ BİLEN EĞRİ YOLA GİDER Mİ?

Doğru, doğruluk, doğru olmak, işin doğrusunu yapmak, doğrudan yana çıkmak dilimizde,

Eğri ise, koltuğumuzun altında olan bizler,

Eğri-büğrü yollardan doğru yollara bir türlü gelemiyoruz.

Gelmeye de hiç niyetimiz yok gibi!

Yolun düz olması, ferah olması neden mi işimize gelmiyor?

Bazılarımıza göre; yol dediğin az biraz eğri olacak,

Virajı, bolca olacak!

Heyecan verecek!

Macera yaşatacak!

Kimse, kesinlikle ne niyetle olursa olsun bu yola neden girdin demeyecek!

Hesap sormayacak ve de sorulmayacak!

Çıkmaz sokaklara girildiğinde, çıkış yolu kalmadığında dahi…

Yaptık bir cahillik, yaptık bir yanlışlık denilip, bir süre sonra yine eğri yollardan devam edilecek!

Bunun adını koyabilecek var mı?

Sonra, kendini bilen eğri yola gider mi, yanlış yollara sapar mı?

Gitmez diyeceksiniz, sapmaz diyeceksiniz arkasından da gitmez amma, sapmaz amma… deyip düşünüp kalacaksınız.

 

PİŞMEK DEYİNCE, YEMEK, YEMEK DEYİNCE ATEŞBAZ AKLA GELİYOR!

Çiğ olandan, olgun söz, tatlı söz, gönül okşayan, gönül alan söz bekler misiniz?

Bekleyenlerin nafile beklediğini, hüsrana uğradığını görmediniz mi, duymadınız mı?

Çiğ olanın derdinin bittiğine şahit olanınız var mı?

Ne karın ağrıları biter,  ne baş ağrıları!

Ne alacak-verecek hesapları tükenir, ne de ahları, intikamları!

Kızdıkça daha çok sinirlenen çiğ tabiatlı insanları hangi gönül mutfağında pişirmek gerekir bilen var mı?

Ateşbaz-ı Veli’nin gönül mutfağı gibi bir mutfakta,

Çiğlerin katı ve yumuşamaz huylarını,

Karakterlerini, yapılarını hamura döndürmek,  kıvamına getirmek,

Mum gibi yumuşatmak diye bir yaklaşımın kenarından geçmeyiz!

Ateşbaz-ı Veliyi, neden dünya mutfaklarına yakıştırmaya çalışırız anlayan var mı?

Çiğleri, hamları gönül mutfağında pişiren, pişmiş hale getiren, kötü huylarını, hoş olmayan alışkanlıklarını sona erdiren Ateşbaz’a etli ekmek, patlıcan orta,  Konya tiridi, tandır kebap yaptırmaya çalışan, Aşçıların piri unvanını da vermekten çekinmeyen, sözüm ona gastronomi allameleri de bizler değil miyiz? 

 

ÇİĞLERİN EZBERİ PAPAĞANA BENZER!

Çiğ olanların ezberi kuvvetlidir. Bir konuyu derinlemesine bilmese de, konu hakkında yazılı yada söylenmiş her ne varsa, ezberlerler, kendi amaçlarına uygun olarak da, bu ezberlerini ortaya dökerek ilgi ve alaka toplayabilirler.

Ancak bu husus gelip-geçicidir,

Çiğlerin ve hamların bu yalancı konuya vakıf oluşları kısa bir süre sonra tel tel dökülür, foyaları ve boyaları meydana çıkar.

Yalancıların, sahtekârların yatsıya kadar yanan mumları ortaya çıksa da, onları sevenler, onları tutanlar, onların yanında bulunmaktan ve görünmekten hoşnut olanlara, gerçekleri ayan-beyan gösterseniz bile, inanmamak için ayak direyenlerin önüne geçemezsiniz.

Kendini bilmek, aslında kendine gelmektir!

Papağan gibi sürekli aynı şeyleri tekrarlayan insanları neden sevenimiz çoktur?

Esprili arkadaşlar, papağanda ezberliyor, onunda ezberi çok iyi diyebilirler!

Gönülden, içten samimi olarak konuşanların yanında, papağan dut yemiş bülbülden daha zor durumlara düşer!

Hamlıktan ve çiğlikten sıyrılmış olanı dinlemek hoştur.

Çiğlerin aksine, onların ağzından kötü söz çıkmaz.

Küfür onlardan uzak durur. Ama biz, nedendir bilinmez çiğ sözlülere bayılırız.

Adam ne güzel küfrediyor arkadaş, yeminle ağzım açık kaldı diye hayranlık ifadeleri kullanmakta yarışan bizler değil miyiz?

Küfredenleri bir daha küfretsin diye cesaretlendirenler yine bizlerin arasından çıkıyor!

Kendimizin söylemediklerini çiğ olanlara söyletme hastalığımız ise halen devam ediyor.

Onlar küfrettikçe, sövüp-süpürdükçe, birçoğumuzun karnının şişi iner, sevinçten içimizin yağları erir!

Yalan mı?

 

“ALLAH KARINCASINDAN BİLE VAZGEÇMEZ!”

Çiğlere, hamlara, bugün için kendini, kendini bilmezliğin içinde bulanlara da, pişmeyi nasip eylesin diye niyazda bulunmak gerek.

Rabbimiz, hepimizin Rabbi…

Rahmeti Rahmana kavuşan bir Ağabey, “Allah karıncasından bile vazgeçmez, bizlerden neden vazgeçsin “ demişti.

Çiğ sözlüler için, içinde bulundukları yanlışlardan vazgeçme, geriye dönüş yapma diye bir düşünce yoktur.

Bu insanlar, şu amcana bir söv denilen, küçük çocuklara benziyorlar!

Hele birde işin içinde kendi menfaatlerine dokunan bazı hususlar varsa!...Tutmayın o insanları!

Doğru insanı, doğru kelamı, dinleyenlere, dinlediklerine uyanlara, şükredenlere kurban olayım diyor bir dostumuz.

Kem söz, sahibine aittir, denilmiş.

“Sevelim sevilelim dünya kimseye kalmaz” diyen Yunus Emre’ye ne zaman kulak vereceğiz? Ne zaman kalp kırmaktan vazgeçeceğiz, ne zamana kadar kem sözlü insanların çevresinde olmaya devam edeceğiz?

 

 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.