1. YAZARLAR

  2. Mustafa Balkan (Tarih Yazıları)

  3. Mevlâna Dergâhı ne zaman müze oldu?
Mustafa Balkan (Tarih Yazıları)

Mustafa Balkan (Tarih Yazıları)

Yazarın Tüm Yazıları >

Mevlâna Dergâhı ne zaman müze oldu?

A+A-

TARİHE YOLCULUK (210)

 

Konya Mevlâna Âsitânesi, 1925 yılında tekke ve zaviyelerin kapatılması üzerine 2 Mart 1927 tarihinde “Âsâr-ı Atika Müzesi” olarak hizmete açılmıştır.  Daha sonra 1954’de müzenin adı “Mevlâna Müzesi” olarak değiştirildi.

 

Koskoca ve Hollanda’dan büyük Konya Ovası’na sahip olduğumuz ve “Türkiye’nin Tahıl ambarı” olmakla övündüğümüz mümbit topraklarımız olduğu halde, niçin kendimize yetecek kadar buğdayı üretemiyoruz?

Türkiye’yi ve Konya’yı yönetenlerin, bir zamanlar buğday ihraç eden ülke iken neden buğday ithal eden ülke konumuna geldiğimizle ilgili gerçekçi çare ve çözümleri nelerdir?

Şimdi Konya deyince/denilince insanın aklına neden ilk olarak “Mevlânâ” geliyor…

Niçin bereketin timsali “buğday” veya “altın başaklar” gelmiyor…

Ezelden “dindar” olan bu şehir ve beldenin manevi koruyucuları ve muhafızlarının yanında M.Ö. 9000’li yıllara doğru tarihi bir yolculuğa çıktımızda; Çumra/Çatalhöyük’te ilk tarım toplumuyla bizi karşılar.

Çatalhöyük’te yaşayan tarım toplumu hakkında ne biliyoruz ki…

Mevlânâ, buğday ve dindar insanların şehri Konya; aslında çok önemli ve üzerinde maddî ve manevî yönleriyle çok çok durulması gereken tarihî bir şehir.

Konya, buğdaydan dolayı bereketli bir şehirdir.

Bu şehrin bir dönem satılığa çıkarılmış kabristanlarında yatan evliya ve enbiyalarıyla her karış toprağı şehid kokan, her sokağında maneviyat ER’lerinin ruhlarının gezindiği bu güzel şehirde; insanı bir sünger gibi kendine çeken bir şey var.

Tılsım mı desem yoksa iksir mi?..

Eski Konya’nın –eğer kaldıysa- sokak ve mahallerinde bir gezintiye çıktığınızda; meselâ Mevlânâ Dergâhı’nın bulunduğu yerleri gezdiğinizde o eski Konya evlerinden ve konaklarından eser kalmadığını görecek ve hayıflanacaksınız… Eski Konya’nın sokak ve mahallerinde yaşayan fakir fukara ile yardıma muhtaç insanları doyuran Mevlânâ Dergâhı’nın matbah kısmındaki kazanın devamlı kaynadığı ve buradan aş dağıtıldığı görülecektir.

hay-42-004.jpg

Konya Mevlâna Külliyesi, teşekkül, teşkilât ve misyon itibariyle Mevlevîliğin “Âsitânesi” idi.

Âsitâneler, taşıdığı idari vazife, sorumluluk gereği görevlisi bol ve tam teşekküllü idari binalardan oluşuyordu. Dergâh kelimesi Farsça “Kapı, kapı mahalli, eşik, tekke, toplanılacak yer” gibi anlamlara gelir. Daha geniş mânâlara ve mahiyete sahiptir. “Tekke – Tekye” de Farsçadır ve “Dayanak, Dayanılacak yer” demektir. Sûfilerin toplantı ve kalacak yerlerine verilen genel addır. “Zaviye” ise, “Sığınılacak yer, bucak, köşe” anlamındadır. Tekke'den daha küçük, mütevazı yapılardır. Eski Konya’da her tarikatın tekke ve zaviyeleri de vardı. Mevlâna Dergâhında iki tane mutfak vardır. Biri eski mutfak olup, kuzeydeki bahçede, Çelebi dairesinin yanındadır. İkincisi ise batıdaki avlunun güney batı köşesindedir. Meydân-ı Şerif ile birkaç odacığa bitişiktir. Bodrumunda kiler bulunan bu önemli yapı, eskiden tam teşekküllü idi. “Ocakbaşı”, yemek yenen “Somatlık” gibi, hizmetlilerin kaldığı “Canlar Odası” da buradadır.

“Mutfak” hem aşın hem de tarikata girmek isteyen adayın kontrol edilip, ruhen pişirildiği gözde mekândır. Mübârek tutulur. Adayın kendisini denemek için belli bir süre kaldığı postun bulunduğu seki de mutfağın önemli müştemilatındandır. Mutfağın en yetkili yöneticisi, son derecede önemli makama sahip bulunan “Ateş-baz Velî” unvanıyla anılan şahıstır. Adayın kontrollerle liyakat derecesini o tayin ederek, kalıp kalmayacağını o teklif eder idi. Onayı alana hücrede yer gösterilirdi. Dervişliğe kabul edilen kişiye “Sema” talimleri de Somatlık'daki özel yerde yaptırılırdı.

Mevlâna Âsitânesine yedi yüz yıllık tarihi içerisinde bir çok sosyal, dînî ve kültürel yapılar eklenmiştir. Türbe (Kürkçüler) Hamamı, Selimiye Camii, İmâret, Yusuf Ağa Kütüphânesi, Muvakkıthâne, Türbe (Sultan Veled) Medresesi bunlardandır. Bir kısmı son yarım asır içerisinde maalesef kaybolmuştur. Başta “Âsitâne” olmak üzere bütün Mevlevihâneler, bol gelirli, zengin vakıflarla yönetile gelmişlerdir. Celâliye Evkafı adıyla bilinen bu vakıfların her türlü ihtiyaca cevap veren gelirleri sayesinde Mevlevilik ve Mevlevihâneler, gayrinin yardım, destek, dolayısıyla baskı ve tekliflerine konu olmadan görevlerini ifâ ve icrâ etme imkânıyla yaşamışlardır.

Konya Mevlâna Âsitânesi, 1925 yılında tekke ve zaviyelerin kapatılması üzerine 2 Mart 1927 tarihinde “Âsâr-ı Atika Müzesi” olarak hizmete açılmıştır.  Daha sonra 1954’de müzenin adı “Mevlâna Müzesi” olarak değiştirildi.

 

YARIN: Konya’nın sorunlarına genel bakış…

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT