Erol Sunat

Erol Sunat

RABBENA AŞKINA!

RABBENA AŞKINA!

Bu aşk bir başka aşk.  Hem de bambaşka. Cümle süfli aşkların fersah fersah ötesinde. Bu huşu bir başka huşu…O huşu da ne yaşadığını, yaşayanlar bilir ancak.

Allah rızası için, O’nun sevgisine yakın olmak için, Rabbena aşkına,  gönül rızasıyla, arzu ederek, isteyerek varılan bir kapı oldu camiler!

Camilere gelen insanlar, huzur bulmaya, rahatlamaya, Kuran ziyafetine koşarlardı.

Konya’nın manen birçok güzelliklerinin yaşandığı camilerden birisiydi Kapı Cami…

Bülbül sesli Hafızların Rabbena aşkına, Rabbena çekmesi oldukça etkileyiciydi.

Cami cemaati mukabele sonralarında, çekilen Rabbenalar sonrasında, gözyaşlarına hakim olamazdı.

Hafızların sesleri insanların ruhuna işlerdi.

Rabbena çekenler, Saba makamından ve Hüzzam makamından çekerlerdi Rabbenayı…

Saba makamında, huşuyu, vecd-i itikadı, ilahi aşkı, yakalardı gönüller.

Sabah ezanları da Saba makamından okunur…

Sabah ezanını diğer ezanlardan ayıran makamdır Saba makamı.

Hüzzam, koyu hüzün demektir.

Hüzzam makamı, insanlara öylesine dokunurdu ki, kalpler dayanamaz… Gözler gözyaşlarıyla buluşurdu…

İnsanlar mana aleminde, mana ikliminde öylesine gezinmeye başlarlardı ki, anlatamazlardı, anlatılamazdı.

Rabbena çekilen anları tekrar tekrar yaşamak için koşarlardı camiye.

Ramazan aylarında çekilen Rabbenalar daha da tesirliydi şüphesiz.

 

“ÇIKMIŞ İSLAM BÜLBÜLLERİ ÖTER ALLAH DEYU DEYU!”

Yunus Emre ne diyordu,” Şol cennetin ırmakları / Akar Allah deyu deyu / Çıkmış İslam Bülbülleri Öter Allah deyu deyu”

Bir zamanlar Konya’nın cümle güzel sesli Hafızları, Hocaları, bülbül misali şakıyorlardı Ramazanlarda.

O kıymetli sesleri, onları huşu içinde dinleyenleri etkileyen o sesleri yetiştiren hocaların her biri, birer tevazu abidesi olarak yaşadılar ve bu dünyadan ayrıldılar.

Onların izinden gelenlerin onları anmadıkları, ruhlarına Fatiha göndermedikleri gün yoktu.

Görev yaptıkları dönemlerde onları anlayanlar oldu.

Anlamayanlar da belki daha da çoktu.

Verilen görevi…

Kendileri hakkında alınan kararı, hiç itirazsız kabul etmişlerdi.

Konuştukları kürsüler, namaz kıldırdıkları mihraplar, hutbe okudukları minberler, gün geldi onlarla birlikte anılmaya başladı.

Aziziye ve Piri Mehmet Paşa Camisi rahmetli Hacı Veyiszadeyle, Sultan Selim Camii rahmetli Akşehirli Ahmet Hoca ve rahmetli Tahir Büyükkörükçü Hocayla, Sultan Selim ve Kapı Camii rahmetli Abdurrahman Öksüz Hocayla, Kapı Camii rahmetli Kara Haydar Hocayla, Şerafettin Camii rahmetli Hakkı Özçimi’yle, Hacı Kemal Onsun Camii rahmetli Derbent’li Mustafa Efendiyle anıldı hep.

Ancak onlar ne bu anılmaları, ne bu övülmeleri, ne bu hayranlıkları, duymadılar, görmediler…

Duymazlıktan, görmezlikten geldiler.

Gençliklerinde kendilerini yetiştirenlere hürmet ettiler.

Tavsiyelerine uydular, ikazlarını emir telakki ettiler…

Kendileri ile alakalı güzel sözlerden şımarmadılar. Kendileri hakkında söylenen her sözü ciddiye aldılar. Böyle yaptıkları için, kalıcı oldular, iz bıraktılar.

Onlardan sonra gelenler.. O izleri… O izlerden emin olarak takip ettiler.

 

“MUKABELE OKUNDUKTAN SONRA, CEMAAT HİÇ IĞRANMAZDI”

Rahmetli Şükrü Bağrıaçık Hoca bundan yıllar önce ne güzel anlatmıştı Rabbena çekmeyi…

Konya’da Hacı Haydar Efendi gününden kalmıştı Rabbena çekmek. Mukabele okunduktan sonra Rabbena çekilirdi.

Mehmet Emin Buğdaycının ağabeyi Hafız Ahmet Buğdaycı yıllarca Rabbena çekti.

Rabbena’yı hatimden sonra hiç dinlediniz mi?

Konya’da meşhur Kozaklardan, onlardan bir imam var. Zülfü İhsan Kozak. .İhsan Kozak. Onun dedesinin babası.

Kösel Hoca derlerdi.

O günlerde en iyi Rabbena çekenler Hacı Haydar Efendi ile Osmanlının son zamanlarında yetişmiş Doğanbeyli Müsevvid Topal Hoca idi. Soyadı Bülbül’dü. Sesi de bülbül gibiydi.

Mukabele okunduktan sonra, cemaat hiç ığranmazdı.

Rabbena, Saba ve Hüzzam makamlarından okunurdu. Cemaat hıçkıra hıçkıra ağlardı.

Kuran sonunda hatim duasını Hafız Ahmet Buğdaycı yapardı.

Kozaklardan Kösel Hoca, Ahmet Buğdaycı ile bağ komşusuydu.

Rabbena’nın usulünü Hafız Ahmet’e o öğretmişti.

Ahmet Buğdaycı daha sonra Borsa Başkanı olmuştu. İki yıl Başkanlık yaptı. Buğday tüccarıydı.

Babası, Hacı İbrahim Efendi ile Ramazan’ın 3. günü namazdan çıktık.

Kapı Caminin doğu kapısı önünde babası Hafız Ahmet’in yanına vardı.

-Rabbena okumuyor musun?

-Hacı Baba çok terliyorum. Borsada da çok yoruluyorum.

-Okumayacak mısın?

-Okumayacağım…,

-Demek okumayacaksın…

-Anlattım ya Hacı baba..

-Rabbena okumazsan vallahi billahi babalık hakkımı helal etmem.

O yıllarda makaralı teypler meşhurdu.

Taka 35 derlerdi o kasetlere…

Hacı İbrahim Efendi, Hafız Ahmet Efendinin Rabbenalarını bu kasetlere almıştı.

Hafız Ahmet’in ağabeyi Mehmet Emin Buğdaycı, Ankara’da bir bunalım geçirdi.

İstanbul’a da götürdüler.

Tam olarak sıhhatine kavuşamadı. Ahengini bulamadı.

Bir gün Konya’ya gelmiş Ramazan’da.

Bir araya gelindiğinde, bak dediler Hafız Ahmet’ de yanında bir oku.

İki sayfa okudu. Hafız Ahmet çitin arkasında oturmuş, dinliyordu.

Ahmet Küçük geldi. O da pek güzel okurdu.

1949-50 yıllarında Asmalı Mescitte, Buğdaycı İmam, o müezzindi.

Kırk sene sonra yine bir aradasınız. Berabersiniz dediler.

Çok güzel okudular. O gün çok feyiz aldık.

 

ARİFTİR KONYA!

Arif, insanlar dolaşır bu şehrin sokaklarında. Kibar kelamlar, zarif yaklaşımlar, hoşgörüyle sunulur istendiğinde.

Allah dostlarının mekan tuttuğu, aldıkları ilahi emirlerle gelip yerleştikleri, gönüllerini verdikleri, mana postlarını serdikleri, gönül yolcularını irşad ettikleri, Selçuklunun kendisine Başkent ettiği, şehri el emeği ve göz nuru eserlerle donattığı, üstüne hayaller kurduğu bir şehirdir Konya!

Bu şehir, buradan ayrılanların, kalbini burada bırakıp da gittiği, bir günlüğüne gelenlerin dahi, kalma günlerini uzattıkça uzattığı, Allahaısmarladık denilemeyen bir şehir.

Şu mübarek Ramazan ayının hürmetine, Rabbena aşkına, Allah aşkına, gelin ayrı-gayrı düşünmeden, sen-ben demeden, sizden-bizden hesaplarına girmeden bir olalım, birlik olalım.

kardeş olalım, dost olalım, şehrimiz için el ele verelim!

Uzun Korona günlerinde bunları düşünemediysek, dünden bugüne bir türlü gelemediysek, gelmek istemediysek, vah bize, yazık bize sevgili okurlar!   

 

 

                                                                                                                                                                                      

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
Erol Sunat Arşivi
SON YAZILAR