Rehavet!

Şehrimiz için, Korona haritasında kırmızı bölgeler belirgin bir şekilde azaldı. Bu durum yüzlere yayılan rahatlamayla birlikte sokaklarda da, kendini hissettiriyor.

Korona tasını tarağını topladı, gitmek üzere gibi bir anlayış insanların hal ve hareketlerine yansımış durumda.

Nasıl mı?

Maskeler yine kolda…

Maskeler yine çene altında…

Maskeler yine çantalarda…

Yine maskemi unuttum hikayeleri dillerde…

Sosyal mesafe bildiğiniz gibi…

Yani aldıran da yok, ikaz dinleyende…

İnsanlar yan yana, mesafe sıfıra yakın…

Korona virüsün hastalık yapıcı etkisi halen sürüyor. Bir değil bir kere anlatılsa da, çok fazla umurumuzda değil.

Koronayı kalmaya, teşvik edecek en önemli husus, rehavete kapılmak.

Rehavet ise bizim bam telimiz.

Korona zayıfladı, azaldı, yüzde şu kadar düştü denildiğinde, maskemizi almadan evden çıkabiliyoruz, maskesiz dolaşmayı Koronaya karşı bir meydan okuma olarak görebiliyoruz. Yada öyle bir intiba bırakmak istiyoruz.

Koronaya karşı meydan okuyanlar iflah olmadı.

Şehrimiz sokakları, parkları yaşananlardan bir türlü ders almadı. Ablalar, teyzeler en az beş altı kişilik gruplar halinde apartmanların önünde lafların bellerini kırmaya devam.

Mahallenin kadınları, kızları parklarda çoluk-çocuk, börekli-çörekli, pastalı-kısırlı çaylı muhabbetlerden vazgeçecek gibi değiller.

Rehavette, muhabbette koyu mu koyu… 

 

POZİTİF ÇIKAN NEDEN SAKLAR, ANLAYAN VAR MI?

Rehavet kadar, önemli bir başka konuda, hastalığını gurur meselesi yaparak saklayanların var olması. Korona, yalancının mumunun yatsıya kadar yanmasına da müsaade etmiyor.

Bu hastalıkta gecikmek, ölüme davetiye çıkarmaya eşdeğer!

Sakladıkça, herhalde grip oldum diye kulağının üzerine yattıkça, ağrı kesicilerle zevahiri kurtarmaya çalıştıkça, sizi iflah olmayacak hallere düşürüyor.

Testleri pozitif çıkmış denmesin diye saklayanlar, birkaç gün sonra, ambulansla hastaneye kaldırıldı.

Pozitif çıkma konusunu gurur meselesi yapanlar oldu.

Gurur, Koronaya karşı koyar sandılar herhalde!

Gurur, Korona’nın panzehiriydi de, hayatını kaybedenlerin, hastanede yatanların, solunum cihazına bağlı olanların, evlerde karantina altında hastalıkla pençeleşenlerin gururu yok muydu?

Gurur konusunda hemen gençlerin bu konuya taktığını filan düşünmeyin.

65 yaş ve üstünün inatla birleşen gururları bir başka alem.

Adam pozitif çıkıyor, halsizlikten ateşten ayakta duracak hali yok. Benim test sonucum negatif çıktı diye ilan ediyor kendini tanıyanların hepsine…

Verilen hapları içmiyor, söz dinlemiyor, akşamına hastane de…

Yoğun bakımda…

Bunun adı rahatlık mı, aşırı güven mi, gurur mu, kendi hayatına kastetmek mi?

Neymiş yapılan testin pozitif çıktığını kimse bilmeyecekmiş!

Kimse öğrenmedi zaten…Ambulans gelince önce mahalleli, hastaneye yatınca da, duymayan, eş-dost kalmadı!

 

SALGININ HIZININ KESİLDİĞİNİ ÖĞRENDİK YA…

Sağlık Bakanımız sayın Fahrettin Koca, uyarılarda bulunuyor. Diyor ki, "Son birkaç haftadır ülke çapında alınan tedbirlerin sıkı denetimi sayesinde salgının hızını kestik. Ülke genelinde vaka sayılarında ki azalışı görüyoruz. Bu iyi gidiş bizi asla rehavete sürüklememeli. Mücadelemizi sürdürüyoruz. Burada bize güç katacak vatandaşlarımızın dikkati ve kurallara riayeti olacaktır.”

Sağlık Bakanını, doktorlarımızı ve sağlıkçılarımızı dinlememe konusunda, Avrupa ülkelerinden pek bir farkımız yok.

Salgının hızının kesildiğini öğrendik ya…

Tutmayın bizi…

Bizi gerçekler ve yaşadıklarımız değil, sağda solda anlatılanlar, yani işimize gelenler bağlar!

Maske takılmasa da olurmuş deseler, inanacak ve bunu yayacak, paylaşacak dünya kadar insan var.

Ekim ayının ortasına doğru gelirken, en fazla bir ay sonra, belki de daha da erken, havaların soğumasıyla birlikte kapalı ortamlara daha sık girilecek.

Kapalı mekanlar, kapalı ortamlar Koronanın yanı başımızda olduğu, bizimle birlikte oturup kalktığı mekanlar. Yani rehavete en çok kapıldığımız, kendimizi salıverdiğimiz, maskeyi ve sosyal mesafeyi unuttuğumuz, hatta hiç hesaba katmadığımız mekanlar. Korona pusuya yatmış beklerken, rehavet konusu bir değil iki kere düşünülmeli…

 

SAĞLIKÇILARIMIZA NEFES ALDIRMAK!

Sağlıkçılarımıza nefes aldırmanın, zaman kazandırmanın yolu maske takmak ve sosyal mesafeye uymaktan geçiyor.

Eğer onlara bu zamanı kazandırmaz rehavete kapılıp gidersek, zaten yorgun olan sağlıkçılarımızı isteseler de bize yardım edemez hale getiririz.

Durumumuz İtalya’ya, İspanya’ya döner.

Sağlık sektörü maazallah çöker.

Sağlık sektörü çökerse, başımıza gelebilecek felaketin boyutlarını kimse tahmin dahi edemez.

Virüsün bulaşıcılığının artması ya da azalması bizim elimizde. Bunun yolu rehavete kapılmamaktan geçiyor. Rehavete kapıldığımız şu günlerde, Maske ve mesafe konusunda, ülke ve şehir olarak, ilk üç ayda göstermiş olduğumuz hassasiyete geri dönmemiz gerekiyor.

Değilse Korona yanı başımızdan ayrılmaz. Hastalık pik yapar. Sağlıkçılarımıza nefes alacak zamanı dahi kazandıramayız.

 

HER ŞEY BANA BİR ŞEY OLMAZ DEMEKLE BAŞLADI!

Bir başka rehavet konusu da, aşı bulunmak üzereymiş konusu. Aşı denemeleri haberleri bir hayli fazla. Aşıyı ilk bulan olma adına bir yarıştır devam ediyor.

Bu yarışın sihrine kendini kaptırmış olanlar rehavete kapılmaya en yakın olanlar. Hatta çoktan rehavete kapıldılar bile.

Aşı bulununcaya kadar. Konu netleşene kadar. İnsanlar bulunan aşının faydasını görene kadar yapılacak tek şey var!

Tedbirlere titizlikle uymak ve devam etmek.

Bir iki aya kalmaz bulunur fikrine kendini inandıranlar, kapılarını rehavete çoktan açtılar.

Kendilerince rahatladılar, maskeyi bir kenara attılar. Ziyaretlere, görüşmelere, toplu halde bulunulan mekanlara gitmeye başladılar.

Rehavet rahatlamayla birlikte, bundan sonra hiçbir şey olmaz fikrini de beraberinde getiriyor.

Bildiğiniz üzere her şey, “bana bir şey olmaz” demekle başladı.

Bana bir şey olmaz diyenlerin bir kısmı ne yazık ki, mezardalar.

Bir kısmı ölümlerden döndüler, yoğun bakımdan çıkmaları bir aydan fazla sürdü.

Rehavete kapılanlar, kapılmak üzere olanlar, kapılmayı düşünenler, bütün bu olan-biteni yaşananları bir anda unuttular.

Halen çevrelerinde karantinada olan insanlar var.

Yoğun bakımda olanları bilmeyen yok. İyi de bu rehavete kapılma nereden çıktı?

Rehavete kapılanlar macera mı arıyorlar? Heyecan yaşamak hoşlarına mı gidiyor?

Korona’nın şaka yaptığını kim söyledi?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.