SEN DE HAKLISIN

Nasreddin Hoca kadılık yaparken, bir gün bir ahbabı burnundan soluyarak yanına gelmiş. Hasmı için söylemediğini bırakmamış. Sonra: “Hocam, Allah aşkına söyle; haklı değil miyim?” Hoca ne yapsın? “Haklısın” demiş. Ahbabı sinirleri yatışmış olarak hocanın yanından ayrılmış. Onun hemen arkasından hasmı gelmiş. Bu defa da o başlamış atıp tutmaya; yok bana şöyle, yok böyle yaptı demeye. O da Hoca’ya sormuş: “Haklı değil miyim?” Hoca: “Vallahi çok haklısın” demiş. Adam da sakinleşerek gitmiş. Tüm bunlara tanık olan Hoca’nın karısı bile bu işe şaşırmış kalmış. “Senin kadılığında bir garip Hoca Efendi. İkisine de sen haklısın dedin. Hiç öyle şey olur mu?” Nasreddin Hoca hanımının yüzüne bakıp: “Hatun, demiş; sen de haklısın!”

 

*****

 

Rıza Hoca hayatının ikinci baharında Konyaspor ile yeni bir sayfa açtı. Çok uzun sürer mi sürmez mi bilinmez ama içinde bulunduğumuz an itibariyle iyi bir trend yakaladı. Başarıyı istiyor. Oyuncuları, kulübü, taraftarı, şehri arkasına alarak bileğinin gücüyle başarmak istiyor. Hatta çok daha fazlasını istiyor. Bunun içinde türlü felsefi yaklaşımlar, sportif çalışmalar yapıyor ki deneme yanılma yoluyla bazı şeyleri kendisiyle birlikte biz de izliyoruz. Konyalının aradığı hücum futbolu, ikili santrafor, dikine oyun, kanat organizasyonları gibi türlü çabalar içerisine giriyor. Tribünlerin de refleksini ölçüp Fofana’yı yedekte tutarak bir nebze ikazını yaptı. Hurtado’nun pişmesini, Traore’nin daha hazır hale gelmesini, Yatabare’yi sürekli Ömer Ali ile kanat değiştirerek alternatif olarak neler yapabileceğini ölçüp biçip tartarken Jahoviç’in de kendisine gelmesi için silkeliyor. Tabi bu süreçte hoca tüm bunları denerken, gece yastığa başını koyduğunda uykusunu kaçıran sorulara cevap ararken eli de boş dönmüyor. Fenerbahçe maçına kadar ligin yenilmeyen tek takımıydık ki bu hafta mağlubiyetle de tanıştık. Helali hoş olsun hocam, sende haklısın. Taraftardır, galibiyet ister. Galibiyet olmazsa ruh ister. Haklıdır, çünkü armaya baş koymuştur. Özellikle günümüz şartlarında saçından tırnağından arttırıp cebinden çıkmazsa kredi kartının nakit avansından para çekip kombinesini alıp takımına destek olur. Konyaspor’u izlemek Konyalının en büyük zevkidir. Pazar günü ya pilava gider ya da çoluk çocuğunu toplayıp pikniğini yaptıktan sonra koştur koştur karnını kaşıyarak tribündeki yerini alır. Maç sonu Konyaspor galip geldiyse dile benden ne dilersen edasında bir hafta geçirir. Taraftar olmak cefa çekmek demektir. Cefasına katlananlar haklı olarak karşılığını da görmek ister ki taraftar her zaman haklıdır. Fenerbahçe maçı olunca maçın geniş özetini, türlü yorumlarını, enine boyuna tartışmalarını gerek ulusal gerekse yerel basın mecralarında defalarca iyi veya kötü izledik; izliyoruz. Zaten herkesinde kendince bir yorumu var ve genelde köşelerimde pek analize gitmeyi tercih etmiyorum. Nokta koymaya hazırlanırken gel gelelim Fenerbahçe’ye! Maçta en çok dikkatimi ne çekti biliyor musunuz? “İzmir'in dağlarında çiçekler açar. Altın güneş ordu sırmalar saçar. Bozulmuş düşmanlar hep yel gibi kaçar. Yaşa Mustafa Kemal Paşa, yaşa; adın yazılacak mücevher taşa.” diye cılız bir sesle misafir takım tribünlerinden tezahürat yapıldı. Hani Nasrettin Hoca yukarıdaki hikaye de hanımına demişti ya, siz de haklısınız. Vakti zamanında delinin biri kuyuya taş attı, şimdi kırk akıllı çıkarmaya çalışıyor. Teşbihte hata olmasın ama Konya Türkiye’dir; Türkiye de Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür. Bırakıverin, yaptığınız anlamsız saldırı eminim bizi baydığı kadar sizi de baydı vesselam.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum