Hatice Filiz Çelik

Hatice Filiz Çelik

BELKİ…KİM BİLİR!

 Tüm dünyayı saran büyük bir endişenin içindeyiz. İstisnasız her ülke, her şehir, her insan bu kaygıyı taşıyor... Zor ama çok zor günler.

Bir sürü duygu patlaması içindeyiz bu günlerde. Kimi depresif, kimi umursamaz, kimi aşırı koruyucu, kimi öfkeli, kimi güçlü, kimisi de teslimiyetçi…Bu günler hakkında sosyolojik, psikolojik ve bilimsel olarak pek çok araştırma yapılacaktır mutlaka. İlk defa, tüm insanlığın içinde olduğu bu araştırma sonuçları açıklanırken bizler de o araştırmanın içinde olmanın keyfini taşıyacağız nasipse.

Hz. Mevlânâ’ya sormuşlar; “Kadın mı üstün yoksa erkek mi?” diye o da; ” Sadece işin sonunu gören üstündür?” demiş. Bu görüşten hareketle; “olan bitene basiret gözüyle bakan, sonuçlarını da baştan gören kişi insanın en üstünüdür” derler mutasavvıflar.

Örneğin içinde bulunduğumuz musibet günlerini düşünelim. Evlerden çıkamıyoruz, çalışmak veya dışarı çıkmak zorunda olanlar, sorumluluk taşıyanlar endişeli…Belki de son dünya savaşından sonra ilk defa insanlığın tümü aynı anda can güvenliği konusunda bu kadar endişeli. Gözle görülmeyen, mahiyetini bilim adamlarının dahi çözemediği “biyolojik bir düşman!!!” var ortada. Bizim veya sevdiklerimizin canına kastetmek için pusuda bekliyor adeta. Buna mukabil, endişemizi artıracak bir sürü haber dolanıyor etrafta. Komplo teorileri, karanlık-gelecek senaryoları ve insanların bu gergin ortamdaki gerginliğini daha fazla artıracak , görülen insanlık dışı bazı muameleler…Sanki ütopik bir senaryonun içinde gibiyiz. Bu şartlar altında duygu durumumuzun yerle bir olması gayet normal gibi görünüyor. Çünkü tek yaptığımız şey akşama kadar bizlere faydası olmayan, değiştiremeyeceğiz olayların akışını izleyip durmak.

Bu durumda ne yapmalı?...

Âlimlerin bahsettiği gibi, işin sonunu görmeye çalışmalı veya bunu gösterecek kılavuzlara yönelmeliyiz. Ve bu olanların anlamını ve sonunu görmeye çalışmalıyız.

Bu süreçte kendimizle tanışmak vakti gelmiştir belki. “Bizden murad olanı” bulma vaktidir belki.

Tükettiğimiz dünyanın dinlenme vaktidir ya da acil ihtiyaç listemizde varmış gibi görünen ve hiç durmadan tükettiğimizin şeylerin gereksizliğini anlama vaktidir belki.

 Hırsın ne kadar anlamsız olduğu, aslında nasibimiz kadar olanı yiyebileceğimiz bu dünyada; birbirimizi, hayvanları, doğayı, temiz havayı tüketmenin ne kadar faydasız olduğunu keşfetmiş olacağız belki.

 Yalnızlığın ve kendimizle baş başa kalmanın o kadar da kötü olmadığını, iyileşmemize vesile kılacak acı bir ilaç olacağını fark ederiz belki.

Belki bu süreç içinde görüşemediğimiz dostların kıymetini daha fazla anlarız.

Ya da daldığımız onca günlük kargaşa içinde bir türlü vakit bulamadığımız Yaradan’a olan şükrümüzü eda etme fırsatı yakalarız.

Belki içinde yaşadığımız bu dünyanın sadece bize ait olmadığını fark edip, hayvanlara ve doğaya daha çok yer açarız  tüm bu olanların sonrasında.

Ailemizin aslında ne kadar kıymetli olduğunu anlarız belki. Onların sadece  günlük  mâişetini kazanmaktan ziyade duygusal ihtiyaçlarının da olduğunu  farkına ederiz belki.

Ya da derdimizin, daha çok para kazanıp daha çok lüks veya gereksiz şeylere sahip olmak için çok ama çok daha fazla ve hırsla çalışmak olmadığını farkına varırız.

Belki bu dünyadaki gerçek muradımızın önce kendimize sonra çevremize faydalı insanlar olup Cenab-ı Hakk’ a iyi bir kul olduğumuzun ayırdına varırız.

Milimetrenin bilmem milyonda kaçı kadar küçük olan o biyolojik yaratık bize bunu yaptırabilir belki…Kim bilir!...

İbnü’l Cevzi tam da bu  günlere uygun düşen şu sözleri söylemiş 800 yıl önce; “Başına bedbahtlık gelen ondan kurtulmak isteyen kimse, onu görmezden gelip kendisinin onu yenecek güçte olduğunu düşünsün, o zaman o belâ ona anlamsız gelir. Ondan kazanacağı sevabı aklına getirsin, ondan daha beterine uğrayabileceğini bir hayal etsin, o zaman bu musibetin kendisi için bir nimet olduğunu görecektir. Onun ne kadar çabuk kaybolup gideceğini de bir tasavvur etsin, çünkü şiddetli sıkıntılar olmasaydı, rahatlayıp huzur bulma umudu olmazdı.  O belâyı evine gelmiş ve her an onun arzusunu yerine getirmeye çalıştığı misafiriymiş gibi görsün, ne kadar çabuk gittiğini işte o zaman fark eder! Eli açık ve yüce gönüllü bir ev sahibi olarak övülmek ne güzel şeydir!”

Tüm bu zor günlerden tez vakit kurtulmak Cenab-ı Allah’tan niyazımızdır.

Umudunuz Daim Olsun…

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.