Hatice Filiz Çelik

Hatice Filiz Çelik

DÜŞMEYEN MASKELER

Korona virüsünün gündemimize yeni yeni girmeye başladığı zamanlarda, herkes evlerine çekilmeye başlarken, dışarıda, sokaklarda, toplu taşıma araçlarında insanların yüzlerinde hep bir belirsizlik işareti okunmaktaydı. Kaygı büyüktü. Kendimiz ve özellikle yakınlarımız için hissettiğimiz endişe ile birlikte ölümün sesinin hemen yanı başımızda duyuluyor olması yüzlerimize yansıyordu.

Kimse kimsenin yüzüne bakamıyordu, gözler kaçırılıyordu diğerinin gözlerinden, hep güvenli alanımıza kaçma isteği ve sürekli acele etme hâli…Panik değil de daha çok korunma içgüdülerimizin etkisi ile her zamankinden farklı seyreden davranışlarımız…

Yüzler endişeli, gülümseyen bir kimse neredeyse yok, hızlı adımlar, kimisinde kolay öfkelenme, kimisinde tam teslimiyet hâli…bin-bir çeşit yüz ifadesini görebiliyorduk bu dönemde.

Derken günler geçti, rakamlar açıklandı, önlemler ezberlendi, sokağa çıkmamız, dost meclisleri, alışverişlerimiz, işe gidiş gelişlerimiz kısıtlandı. Benliğimiz savunmaya geçti ve tüm bu olup biteni kanıksadık zamanla.

Sonra maskeler girdi hayatımıza. Ülke insanı olarak hiç ama hiç alışık olmadığımız bir aksesuardı. Önce kıtlığını yaşadık, sonra bunaltısına alıştık derken, hayatımızın değişmez bir parçası oluverdi.

Şimdi artık çantamızda, cebimizde taşıdığımız, yanımızdan ayırmadığımız anahtar veya cüzdanvari bir parça haline geliverdi.

Önceleri görüyorduk uzak doğu ülkelerinde, özellikle Japonya’da insanlar sürekli maske ile geziyordu. Merak ederdik. Bir yerde okumuştum; Japonlar en ufak bir soğuk algınlığında bile karşılarındaki insanlara saygı duyduklarından ötürü, onlara bulaştırmama adına maske takıyorlarmış.Bunu okuduğum zaman büyük saygı duymuştum bu inceliğe. Dedim ya ülkemiz yabancıydı bu cerrahi maskelere, çok kronik bir hastalığımız olmadığı sürece takma gereği aklımızın ucundan bile geçmezdi.

1 Haziran’dan itibaren, yeni normalleşme adı altında sokaklar da canlanmaya başladı malum. Tabi maskeyi ihmal etmeden. Maskeler ardında yüzlerce insan aynı anda, aynı sokakta yürüyor. Tabi iletişim de zorlaştı biraz, kimin kim olduğunu kolayca çıkaramıyoruz ya da konuşurken gerek dudak okuyamama gerekse seslerin gerektiği gibi yankılanmaması neticesinde bir sürü anlaşmazlık olabiliyor. Ama bunlara zamanla alışılır elbet.

Aslında herhangi bir kronik hastalığının seyrinden dolayı maske takma zorunluluğu olan insanların hissettiklerini de anlamış olduk. Kesin olan bir şey var ki ileriki dönemlerde onlara karşı tavrımız olumlu anlamda değişecek.

Maskenin hayatımıza kattığı diğer bir farklı bakış açısı ise; dikkatlerimizi daha önce çok da fark etmediğimiz gözlere yöneltiyor olması oldu. Artık gözler ilk dikkati kesildiğimiz yüz noktası sanki. Bir noktada maske insanları daha eşit kıldı gibi, makyajlar belli değil, cilt rengi veya kusurları belirsiz, sadece gözlerden oluşan bir sürü yüz. Edebi açıdan üzerinde durulması gereken bir nokta bu elbette.

Maske hep edebiyatın ve sanatın da gündeminde oldu. Edebi yazılarda, şiirlerde, tiyatronun ve hatta plastik sanatların hep vazgeçilmez simgesi oldu. Tabii daha çok mecazi anlamda.

Mesela Dostoyevski sanki bugünü öngörür gibi şöyle yazar  “Öteki” adlı eserinde: ”İnsanların çoğu maske takıyorlar ve bugünlerde bu maskelerin altında neler gizli, kestirmesi güç…”. Usta yazarın kastettiği muhakkak ki mecazi anlamdaki maskelerdi. Bu anlamda zaten gün içinde bir sürü maskemiz vardı; işteki maskemiz, evdeki maskemiz, ibadethanede, dostlar arasında, yabancılar yanında vs…Duygu durumuna göre yüzümüze geçirdiğimiz kişilik maskeleri. Aslında bu maskeler normal, hayatın akışı için gerekli bir noktada. Normal olmayan şey ise; çok başka biri olmak adına takınılan maskeler. Bize ait olmayan, hiçte kişiliğimize uymayan karakter maskelerini sahiplenme çabamız anormal olandı. Şimdilerde ise ‘yaşam savaşı’ gündemimiz değiştiği için, o sahte maskeler devreden çıktı bir anda. Yerini herkesin görünüşünü eşit kılan fiziksel maskeler aldı.

Borges’in dediği gibi, “ aslında hep birer maske olan yüzlerimiz ”in fiziksel maskenin altındaki gerçek yüzlerimize dönüşmesine izin vermek ve kendimiz kalarak yaşama devam etmek daha huzurlu ve onurlu bir yaşam sağlar bize. Belki de bu yeni nesil virüsün göremediğimiz ‘yan-faydaları’ ndan biri de bu olur…

Sağlığınız ve huzurunuz daim olsun…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum