İLK KURŞUN!

1917 yılında, Birinci Dünya Savaşının sonlarına doğru, Yunanlılar İtilaf Devletlerinin tarafına geçtiler ve onlarla birlikte savaştılar. Türkler savaşı kaybetmiş sayılarak, toprakları İtilaf devletleri arasında pay edilmeye başlamıştı.  Yunanlılar da savaştaki hizmetlerine karşılık İzmir ve civarını istediler.

İtilaf Devletleri Yunan Başbakanı Venizelos’a verdikleri sözü yerine getirmek için İzmir’in işgalini haklı gösterecek sebepler aramaya çalıştılar.

Yunan Başbakanı Venizelos, Aydın Hıristiyanlarının tehlikede olduklarını Türkler tarafından yok edileceklerini ileri sürerek yardım istedi. O sırada diğer devletler ordularını terhis etmişlerdi. Paris’te kurulan “Meclisi Ali” kendileri adına Yunan ordusunun bu işi çözmesini düşündü ve İzmir’in işgaline karar verdi.  14 Mayıs 1919’da İngiliz, Fransız, Amerikan ve Yunan donanmaları İzmir limanına girdiler.

15 Mayıs 1919’da, Yunan ordusu İzmir’e çıkarma yapmaya başlamıştı. On binlerce yerli Rum onları karşılamaya çıkmış, İzmir Metropoliti Hrisostomos, İzmir’e çıkan Yunan askerlerini takdis ediyordu.

Tam o onda karaya ayak basan Yunan Alayının bayraktarı, Gazeteci Hasan Tahsin’in yani Osman Nevres Beyin, tabancasından sıkılan kurşunla alnından vurulmuş, karaya çıkan askerler belli bir süre geldikleri teknelere can havli ile geri dönmüşlerdi.

O kurşun, ilk kurşundu. Hasan Tahsin, işgale dur diyen o ilk kurşunu sıkarken, işgalcilerin akıbetlerinin ne olacağını da, göstermişti.

O kurşun direniş İzmir’di...Direniş Anadolu’ydu…Direniş Vatan’dı.  O ilk kurşun direnişin ve dirilişin işaret fişeği oldu! Türk Milleti İzmir’in işgalini asla kabul etmedi ve kabullenmedi!

İzmir’de, Redd-i İlhak Cemiyeti, işgalden saatler öncesinde, Moralızade Halit Bey, Mustafa Necati ve Ragıp Nurettin’le birlikte bir grup vatansever bir bildiri hazırlamış ve demişti ki;

“ …Ey bedbaht Türk!.. Yunan hakimiyetini kabule taraftar mısın? Artık kendini göster. Tekmil kardeşlerin Maşatlık Meydanındadır. Oraya yüzbinlerle toplan.. Orada zengin, yoksul, bilgin, cahil yok. Fakat Yunan egemenliğini istemeyen bir mutlak çoğunluk var. Geri kalma!.. Binlerle, yüzbinlerle Maşatlık’a koş. Ve Milli Kurul’un buyruğuna uy….”

14 Mayıs'ı 15 Mayıs'a bağlayan gece binlerce İzmirli eski Musevi mezarlığında (Maşatlık meydanı) toplanmıştı.

15 Mayıs’ta  İzmir İşgal edilmiş, Yunanlılar, kendilerine kılavuzluk eden yerli Rumların yol göstermesiyle karşı koyan herkesi öldürmeye başlamışlardı.

İzmir’in işgali Anadolu’da istiklal rüzgarları estirdi. İstiklal kıvılcımları çakmaya başladı.

 

İZMİR’İN İŞGALİNE KARŞI GİRESUN MİTİNGİ

Giresunlular 17 Mayıs 1919’da Belediye Reisi Osman Ağa’nın (Topal Osman) başkanlığında büyük bir protesto mitingi düzenlediler. Bölge basını da işgali büyük bir tepki ile karşılamıştı. Giresun’da siyah çerçeveler içinde “İzmir Faciasını Unutmayınız” hitabı ile yayınlanmakta olan Işık Gazetesi, işgalin etkisini şöyle ifade etmişti: “Göklerden yıldırımlar yağsa, dağlardan kanlı volkanlar fışkırsa, denizler taşsa da araziyi tufanlara boğsa idi Türklüğe, Alem-i İslamiyet’e belki o kadar tesir göstermezdi”.

16 Mayısta, İstanbul’ dan yola çıkan Bandırma Vapuru, 19 Mayıs 1919’da  Mustafa Kemal ve arkadaşlarını Samsun’a ulaştırmıştı.  Mustafa Kemal ve arkadaşlarının Samsun’a ayak basması ile taşlar yerine oturmaya başlamış, Anadolu İhtilali, direniş ve diriliş liderine kavuşmuştu.

 

İZMİR İŞGALİNE BEYŞEHİR TEPKİSİ!

İzmir’in işgaliyle birlikte Konya- Beyşehir’den 16-22 Mayıs 1919 tarihleri arasında başta sadaret olmak üzere resmi makamlara çeşitli telgraflar çekilmişti.

İleri Gazetesinin “Wilson Prensipleri Nerede? Hakkın Kuvvete Galebesini İstiyoruz” başlığını attığı 17 Mayıs’ta Beyşehir’den  İstanbul’a gönderilen telgrafta şöyle denmişti;

“Mukaddes vatanın en güzide parçalarından biri olan İzmir Vilâyetinin, Wilson prensiplerine muhalif olarak feci bir şekilde işgal edilmesinin bütün Türk Osmanlılarını üzdüğünü, silahsız eli bağlı bir İzmir’in böyle bir mukadderatla karşılaşmasına hiçbir Osmanlı ferdinin rıza gösteremeyeceği, bu elîm hadise karsısında bedenlerinde akan kanlarının son kâtresini bu uğurda dökmeye hazır olduklarının altı çizilmiştir. Bu haksız tecavüzü protesto eden yöre halkı, icab ettiği takdirde eli silah tutabilen kadın, çocuk demeden herkesin canlarını feda etmeye hazır olduklarını ve bu vesile ile de hükümetin emrine amade olduklarını arz etmişlerdir.”

 

SULTANAHMET MİTİNGİ ; “YEMİN EDİYORUZ!”

23 Mayıs 1919’da Sultanahmet Meydanı’nda, İstanbul’daki işgallere karşı ve Türklere yönelik soykırımı kınamak amacıyla en büyük toplantı gerçekleştirdi. Bu toplantıya doğru giden kalabalıkta o zamanın genç üniversiteli öğrencileri de halkla beraberdi. Sultanahmet Mitinginde kadın erkek en az 200 bin kişi toplanmıştı. Alanın ortasında siyah bir bayrak dalgalanıyordu. Kürsüde ise bir kadın vardı. Sultanahmet Meydanı’nı dolduran herkesin tanıdığı büyük romancı: Halide Edip o gün şöyle seslendi ;

“Kardeşlerim, evlâtlarım! Ruhu göklerde olan yedi yüz senelik şanlı tarihimiz bu minarelerden bugün, Osmanlı tarihinin faciasını seyrediyor. Bu muazzam, bu tarihî meydanda, zafer alayları tertip eden ecdadımızın ruhu bizi seyrediyor. Dünyaların öbür ucuna at süren nâmağlûp erlerin evlâtları önünde baş eğiyor ve yemin ediyorum: Ben, Müslüman tarihinin bedbaht bir kızıyım. Bugün de dünkü kadar kahraman ve talihsiz Türk milletinin anasıyım. Millet nâmına, ecdadımızın bizi seyreden ruhlarına yemin ediyorum. Bugün, kolları kesilmiş olan Türk’ün kalbi, eski cesaret ve şecaatini kaybetmemiştir. Yemin ediyorum ki, Osmanlı sancağına, tarihine hıyanet etmeyeceğim. Allah’a, hakka, milletlerin İlâhî hakkına dayanan Türk milleti, bütün Müslüman ve Türk dünyasına ilân ediyorum. Dâvamızı ilân ediyorum. Türklere zalim diyenler öyle günah işliyorlar ki, tarihin karşısında onların günahlarını, bütün denizlerin bitmez tükenmez suları bile yıkayamayacaktır. Yedi yüz senelik minareler, mavi semalarıyle bize baktığı bu günlerde, Osmanlı bayrağı, Osmanlı hakkı için can vermekten çekinmeyeceğinize yemin ediniz!”  İki yüz bin Türk, hep bir ağızdan , “Yemin ediyoruz!” demişti.  Mitingde Halide Edip Adıvar’ın yanı sıra Şair Mehmet Emin Yurdakul, Süleyman Sırrı, Dr. Fahrettin Hayri de konuşma yapmışlardı. Yapılan konuşmalarda söylenen şuydu: “Yaşasın İslam milleti! Bayrağımıza, dedelerimizin namusuna ihanet etmeyeceğiz!”

“İzmir Türk Kalacak” rozetleri de dağıtılan gösteriye katılan kadınları Kemal Tahir, “Esir Şehrin İnsanları” adlı kitabında şöyle tarif etmişti: “Kadınların kara başörtüleri, kara sancaklar gibi başlar üzerinde dalgalanıyordu.”

 

İZMİR’İN İŞGALİNE KARŞI KONYA MİTİNGLERİ!

İzmir’in işgaline karşı Seydişehir’de yapılan mitingle beraber Konya’da iki protesto mitingi daha gerçekleştirilmişti.  İzmir’in işgal edildiği günlerin hemen ardından,  Konya’nın Gazialemşah ve Çiftemerdiven Mahallesinde yaşayan Rumlar ve Ermeniler ellerinde Yunan Bayrakları olduğu halde sokaklara dökülmüşler, “ Zito Venizelos” diye bağırıyorlardı. Onların bu taşkınlıkları, Konya mitingini tertip eden  2. Ordu Komutanı Mersinli Cemal Paşa ve 12. Kolordu Komutanı Mehmet Selahattin Beyin işini kolaylaştırdı.

Sultanahmet Mitinginden sonra, on binden fazla Konyalı Alaeddin Tepesinde toplandı. Konyalı aydınlar, kadınlar yediden yetmişe Konyalılar Anadolu’nun en büyük mitingini tertip ettiler.

Bu miting İstanbul ile Kuvay-ı Milliyenin Konya gibi oldukça önemli bir şehirde ilk boy ölçüşmeleri olarak dikkat çekecekti. İkinci Ordu Komutanı Mersinli Cemal Paşa ve Kuvay-ı Milliye Konya Reisi Sivaslı Ali Kemali Efendi durumdan memnundular.

8 Ocak 1920 tarihinde Konya’da Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti’nin önderliğinde bir miting daha yapıldı. Şerafettin Camii’nde şehitler için okunan Kur’an ve Mevlitten sonra 5 bin Türk kadını, Wilson Prensiplerinin harfiyen tatbik edilmediği tespitinden hareketle memleketin kurtarılması ve bağımsız bir Türkiye’nin kurulması için İtilâf Devletlerine yönelik olarak bir

beyannâme yayınladılar.

 

SEVGİLİ OKURLAR!

Türk tarihi dirilişe açılan kapılarla doludur. Bir ölür, bin diriliriz denmesi bundandır. En zayıf anımızda, tükendiler, bittiler, artık karşı duracak, karşı koyacak mecalleri kalmadı diye düşünülen zamanlarda dahi, diriliş ruhuyla ayağa kalkmaktan, direnişe geçmekten yılmadı Türk Milleti. 101 yıl önce İzmir’in işgaline karşı sıkılan o ilk kurşun, dünden bugüne anlayana, anlamayana bir işaret fişeğidir!

 

 

 

 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.