1. YAZARLAR

  2. Uğur Özteke

  3. REKTÖR ŞEKER HOCANIN HAYALİ…
Uğur Özteke

Uğur Özteke

Yazarın Tüm Yazıları >

REKTÖR ŞEKER HOCANIN HAYALİ…

A+A-

Biz yazmaya siz bizleri okumaya devam ederken bazen çok üzüldüğüm zaman o küçücük dünyama çekiliyorum. Köpeklerim, kedilerim, tavuklarım, kaplumbağalarım ile baş başa kafayı yemişçesine konuşuyorum. Çünkü insanlarla konuşarak asla bir yere varamıyoruz. Oysa okuyan, konuşan, sorgulayan, yeri geldiği zaman “peki” demeyi bilen hatta hata özür dileyen insanoğlu samimiyette niye bu kadar geri durur ki?

Oysa biz neyse o’yuz değil mi?

Hazreti Mevlana ne demiş “Testinin içinde ne varsa dışına da o sızar”

…………….

Durun testi deyince şu çok sevdiğim ve hiç aklımdan çıkarmamaya çalıştığım “Bir Testi Su” hikâyesini önce sizlerle paylaşayım.

Çöl ortasında fakir bir bedevî, çadırında hanımıyla oturuyordu. Bir gece hanımı;

“Bütün yoksulluğu, cefayı biz çekiyoruz. Herkesin ömrü bollukla geçiyor. Sadece biz fakiriz. Ekmeğimiz yok, katığımız üzüntü. Testimiz yok, suyumuz gözyaşı… Gündüzün elbisemiz güneş, geceleyin döşek ve yorganımız ay ışığı. Açlığımızdan dolunayı okkalık ekmek sanarak, gökyüzüne saldırıyoruz… Bizim halimiz ne olacak böyle?” diye dert yandı.

Bedevî şöyle cevap verdi:

“Be kadın, daha ne zamana dek dünya malını arayıp duracaksın? Şu dünyada ne kadar ömrümüz kaldı? Akıllı kişi artığa eksiğe bakmaz. Gençken daha kanaatkâr idin, yaşlandın hırsın arttı; altın istiyorsun. Hâlbuki önceden altın gibiydin sen. Ne oldu sana?”

Hanımı bunları dinlemiyor, üstelik azdıkça azıyordu. “Ey namustan gayri bir şeyi olmayan adam.. Artık senin yaldızlı sözlerinden bıktım. Halimize bak da utan! Bana kanaatten bahsediyorsun. Ne vakte kadar bu çalım? Sen kanaatten ne vakit canını nurlandırdın? Sen bunları geç de yola gel!

Kocası cevap verdi:

“Sen kadın mısın, yoksa keder misin? Yoksulluğumla ben iftihar ederim. Başıma kakma! Mal, mülk ve para başta külah gibidir. Külaha sığınan keldir. Zengin, kulağına kadar ayıp içine dalan kişidir. Malı vardır da o mal ayıbını örter. Yoksulluk senin anlayacağın şey değildir, yoksulluğa hor bakma! ALLAH (CC) göstermesin, benim dünyaya karşı tamahım yok. Gönlümde, kanaatten bir alem var. Ey kadın! Kavgayı, darılmayı bırak! Bırakmayacaksan hiç olmazsa beni bırak! Ben iyiyle, kötüyle kavga edemem; kavga ile işim yok. Savaşlar şöyle dursun, gönlüm barışlardan bile ürkmekte… Susacaksan ne âlâ, eğer susmazsan, şimdi evimi, barkımı bırakır alır başımı giderim…”

Kadın, kocasını hiddetli görünce ağlamaya başladı, güya pişmanlık gösterdi. Bedevî karısının gözyaşlarına dayanamadı, söylediklerine pişman oldu.

Onun bu pişmanlığım sezen kadın, kocasına şu aklı verdi:

“Testimizde yağmur suyu var. Malımız mülkümüz de bundan ibaret. Bu testiyi al, git Padişahlar Padişahının huzuruna gir, armağanını sun. De ki: “Bizim bundan başka, hiçbir malımız mülkümüz yok, çölde de bundan iyisi hiç bulunmaz… Padişahımızın hazîneleri varsa, bunun gibi suyu yoktur. Bu su, az bulunur.”

Zavallı kadın, Bağdat’ın ortasından şeker gibi Dicle’nin akıp gitmekte olduğunu ne bilsin, testisindeki suyu övüp duruyordu.

Kocası da bu övgüye katılmış:

“Kimin böyle bir armağanı olabilir? Gerçekten de bizim bir testi yağmur suyumuz ancak padişahlara layık…” diyordu.

Bedevî testisini bir keçeye sardı, ağzını sıkıca kapadı. Sırtına alarak Bağdat yoluna düştü. Testi kırılmasın, hırsızlar çalmasın diye gece gündüz gözü gibi koruyordu. Günler haftalar sonra Bağdat’a geldi. Sora sora, Halîfenin sarayını buldu. Kapıya dayandı. Muhafızlar ne istediğini sordular. Bedevî:

“Ey muhterem kişiler! Ben garip bir bedeviyim. Padişahın lütfunu umarak çöllerden geldim. Bu armağanı o sultana götürün, padişahtan murad isteyeni ihtiyaçtan kurtarın! Tatlı, lezzetli su. Çölde, yağmur sularından biriken gölden toplanmıştır. Testim de güzel yepyeni.”

Halîfenin adamları, bu saf, tertemiz yürekli bedevîye önce gülecek oldular, sonra da onun bu iyi niyetlerle bezenmiş armağanını canla başla kabul ettiler. Bedevî, sarayın hemen altında gürül gürül akan Dicle’den habersiz, bekliyordu.

Bedevî’nin su testisi Halîfeye sunulunca, Halîfe bundan çok memnun olmuş, bedevîyi huzuruna kabul etmişti. Gönlünü aldı, yeni elbiseler giydirdi sonra da adamlarına:

“Testiyi altınla doldurun, ona verin. Dönerken de onu, gemi ile Dicle yolundan götürün. O çöl yolundan gelmiş. Dicle yolu yurduna daha yakındır. Buradan memleketine dönsün.” emrini verdi.

Bedevî gemiye binip Dicle’yi görünce büsbütün şaşırmıştı. Asıl şaşkınlığı, bu kadar suyu bol Dicle nehri varken, Halîfe’nin, bir testi çöl suyunu kabul etmesiydi. Ve Allah (CC) ‘a şükrediyordu.

……………

Allah önce beni sonra yakınlarımı ve sonra da inşallah cümlemize biraz akıl fikir feraset versin diyorum başka bir şey demiyorum.

Gelelim şimdi sizlerden gelenlere.

TOPTANCI HALİ VE DEMİRYOLU CADDESİ

Değerli okurumuz takipçimiz Yusuf K….. Bey ise gerçekten de son günlerde pek çok okurumuzun bize ilettiği bir konuyu bu kez bize yazma ihtiyacını duymuş.

Yusuf Bey şöyle diyordu;

“Selam ve saygılarımla,

Uğur abi, toplumsal olayları köşenizde yayınlamanız çok güzel bit olay, teşekkür ederiz.

Demiryolu Caddesi Toptancı Hali devamı Galericilere doğru kapatıldığı için ve ne hikmetse bir türlü açılmadığı için yol toptancı hali girişimden kavşağa yönlendirildi. Ama burası uygunsuz parklardan dolayı sabahları kangren oluyor.

Park yasağına rağmen çok sayıda araç parkı var. Hiç de müdahale yok. Ayrıca yine Demiryolu Caddesi Beyşehir alt geçidi üstünden 3 trafik lambaları yeşil dalgası bozuldu. Akan trafik 3 ışıkta durmak zorunda kalıyoruz. Öncelikle yeni gardan dolayı kapanan yolun açılması ve uygunsuz parkların ortadan kaldırılması sorunlarını köşenize taşırsanız sorun çözülecektir sanırım. İyi ki varsınız. Saygılarımla…”

……………

Biz değerli yöneticilerimizin bu güzergâhlara süratle müdahale edeceklerine inanıyoruz.

MEVLANA KÜLTÜR MERKEZİNİN

WEB SAYFASI HAKKINDA

Bizim okurlarımızdan dikkatlidir, hassastır, duygusaldır ve hepsinden de öte inanılmaz şehir milliyetçisidir. Bakın okurumuz bize önce şu fotoğrafları atıyor

foto-1-499.jpgfoto-2-419.jpg

Sonrada durumu şöyle izah ediyordu; 

“Uğur abi bunlar Büyükşehir Belediyesi Mevlana Kültür Merkezinin Web sayfası. İstanbul’dan misafirlerimiz gelecek onlara göre program yapmak için etkinliklere bakmak istedik. Siteden etkinlik takvimine tıkladığımızda açmıyor. Ayrıca Konya etkinlik kısmında 2016 Ocak ayı etkinlik bülteni yazıyor sayfanın altında. 3 senedir yenilememişler…”

……………

Bu fotoğraflara ve yazılanlara bizde inanmadık. Dahası inanmak istemedik. Çünkü okurumuza sizin sayfa yenilenmemiştir bir daha bir daha dedik ama hep aynı cevabı aldık. İnşallah bir teknik hata vardır dileklerimizle sorumlu yöneticilerimize durumu iletmek istedik.

………………

REKTÖR MUZAFFER ŞEKER HOCAM BİR TANE

Necmettin Erbakan Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Muzaffer Şeker hocayı severim. Amma sizler gibi ya da birileri gibi rektör olduktan sonra değil hocam doktor iken yani daha genç iken hocam benim kapı komşum idi. Hoca yaşlandı yaşlandı(!) ve rektör oldu. Hatta hoca rektör olurken birileri “İzmirli Rektör” diye gazetelerde yazıyordu. Oysa hocam anadan babadan İnliceli idi. Ve beni o dönemlerde en çok sıkıştıran da İnliceli dostlarımdı.

Neyse taaa oralara gitmeyelim.

Bugün Hocamızı bir kez daha sevmenin dahası saygı duymamım nedeni yeni Tıp Fakültesi Hastanesi ile ilgili gelişmeleri samimi olarak bizimle paylaşmasıydı.

Yakın zamanda Rektör Şeker hoca yeni Meram Tıp Fakültesinin binası ile ilgili ilk açıklamayı yapıyordu. Hoca anlattıkça bizim de hayal dünyamız genişliyor kafamızda yeni yeni şimşekler açıyordu. Hoca çok heyecanlıydı bizi de heyecanlandırmıştı.

O günlerden bugünlere geliyoruz.

Tıp fakültemiz açılmıştı. Hocamız ve ekibi bu konuya çok yoğunlaşmıştı. Ama bazı şeyler hocamızın o günkü heyecanına soğuk su serpiyordu.

Çünkü hastane bile zamanında ve istenildiği gibi teslim edilmemişti. Hoca ve ekibi o yarım yamalak teslim edilmeyen binanın eksiklerini gidermeye çalışırken diğer taraftan da hukuki boyutuna giriyorlardı. Öyle ki Muzaffer Hoca TOKİ Başkanına Başkan yardımcısına kadar bizzat gitmişti. Yetmemiş Sağlık Bakanı ile bile görüşmüştü.

Yani Rektör Hoca ve ekibi bizim gibi “şu buraya niye uygunsuz park etti”, “Bu personel niye böyle?”…

Evet, hocada haklı bizim insanımızda haklı.

Peki, kim haksız?

Kimse haksız değil de bizler çıtayı çok yükselttik. Yöneticiler hizmet adına hizmette yarışta çıtayı öyle bir yerlere çektiler ki millet olarak biz her zaman haklıyız ve her zaman en iyisini isteriz. Tamam haklıyız tamam isteyeceğiz de nereye kadar?

Çünkü yukarılarda bir yerlerde bazı şeyler tıkanıyor. 

Dualarımızda bizi yönetenlerin özellikle de büyük büyük yöneticilerin haktan hukuktan adaletten ayrılmamaları konusunda olmalı diye düşünüyorum.

Çünkü herkes kendi küçük dünyasında haklı.

Yeter ki keşke hepimiz öbür dünya içinde böyle haklı olduğumuza inanabilsek.

GÜNÜN OKKALI SÖZÜ

Ağaç hiç bir zaman çiçeğini bırakıp gitmez, ağacı bırakıp giden her zaman çiçektir.

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?        

C plakalı okul servis araçlarının bazı sürücüleri hava karardıktan sonra farlarını yakmama konusunda ısrarcı olmadıkları zaman daha iyi ADAM oluruz. 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

3 Yorum