Erol Sunat

Erol Sunat

Tatlı dil nedir, unuttuk mu?

Tatlı dil nedir, unuttuk mu?

Türk Milletinin hiçbir ferdi, küfürle, küfür kelime ve cümleleriyle hakareti, aşağılanmayı, küçük düşürülmeyi, yerden yere vurulmayı hak etmiyor!

Atalar, kem söz sahibine aittir demişler!

Ne söylüyorsan, ne şekilde hitap ediyorsan o’sun sen demişler!

Övüyorsan övülensin, sövüyorsan da sövülen olursun, yazık olur!

Büyüklerimiz yüzlerce yıldır, her birimizi ikaz etmişler!

Ne mi demişler?

Gel yapma, gel etme, gel dilini tut, gel güzel söyle, gel yumuşak söyle söyleyeceğini!

Terbiye dairesinin dışına çıkma!

Lafını taşırma!

Ölçüyü kaçırma!

Şayet, böyle yaparsan seven senden soğur!

Seni kalbinden çıkarır atar!

Kimse bulunmaz Hint kumaşı değildir, bilmez misin?

Sonra bir de bakmışsın, dün senin için gemileri yakıp yanına gelenler, tekrar gemileri yakıp, senden göç etmeye, senin yanından ayrılmaya başlamışlar!

Tatlı dil nedir, unuttuk mu?

Hani yılanı deliğinden çıkaran o dil vardı ya, kastettiğimiz o dil!

Nasıl mı?

Kırmadan dökmeden! Nezaket çerçevesinin dışına çıkmadan!

Çünkü biz “elma” demesini de biliriz, “alma” demesini de!

Ne demişti atalarımız?

Keskin sirke küpüne zarar!

Nefret diliyle, ıslık çalan bir dille, bir yere varılabilir mi? Zaten varılmak istenmiyor diyen, çok bilmişler, allameler kırılan kırılır, yarılan yarılır demenin kimseye bir kâr getirmeyeceğini bilmezler mi? Basra harap olduktan sonra, ah eden, affeder mi?

*****

Güzel Türkçemize en fazla sahip çıkmamız, özen göstermemiz, dilimizin nezaketini en önde tutmamız gereken günlerdeyiz.

Ancak siyasette, ticarette, günlük konuşmalarımızda, yazılı ve sözlü açıklamalarımızda dilimizi en hoyrat, en acımazsız ve bu dile ait olmayan küfür ve hakaret dolu kelimelerle ortaya koyma yanlışlığı içerisindeyiz!

Dilimiz ve hakaret, dilimiz ve sataşma, dilimiz ve küfür, dilimiz ve tahrik yan yana durması, yan yana gelmesi mümkün olmayan haller!

Dilimizi korumanın, dilimizi bize ait olmayan, ayrık otlarından, zehirli sarmaşıklardan, amiyane tabirlerden, argodan kurtarmanın neresinde olduğumuz ise meçhul!

Adam ne güzel küfrediyor diye küfredeni, küfürlü konuşanı, bir yerlere saldıranı ağzımız bir karış açık üstelik hayranlıkla dinliyoruz.

Ben buraya küfür dinlemeye, hakaret duymaya, gelmedim diyen var mı?

Küfrederek konuşuyor diye alkışlıyoruz, tam yerinde konuştu, diyemediklerimizi dedi diye küfrederek konuşanın sözüm ona taraftarı dahi artıyor!

Biz ne mi yapıyoruz?

Türkçemizi küfürden, sövmekten, sataşmaktan ve hakaret etmekten ibaret sayıyoruz. Öyle saymak ve görmek işimize geliyor! Bizimle birlikte Türkçe de zaafa uğruyor, düştüğümüz yerde debeleniyoruz can çekişiyoruz haberimiz yok!

*****

“Şu çeşme ne güzelmiş, su içecek tası yok/ Kırma insan kalbini yapacak ustası yok!” diyen şair, belki de yüzyıllar öncesinden seslenmişti gelene, geçene…

Kalbi dille kırarsınız! “Yiğidi kılıç kesmez, bir acı söz öldürür!” diyende bizim dilimiz!

Dilimiz yaraları saracağına, yeni yaralar açan, açılan yarayı daha da derinleştiren, kapatmayan bir dil nasıl olur?

Dile hakareti ve kalp kırmayı yakıştıranın, dün eline geçti ki, bugün ne geçecek?

Bu dil Yunusların dilidir, o dille kalp kıran, gönül yıkan, Yunus’un da kalbini kırdığını, kıracağını nasıl bilmez? Nasıl görmez? Nasıl anlamaz?

Hz. Mevlânâ, “Ya kırdığın gönlü Allah seviyorsa? Bilemezsin, bilseydin ödün kopardı; Dokunamazdın..." derken, neye işaret ediyordu.

Bizim dilimiz, gönül kırma, gönül yıkma, gönülleri harap ve viran etme dili değildir.

Tatlı dilin, anlayışın, nezaketin olmadığı, bulunmadığı yerde, kendini kartal misali en tepelerde görenlerin irtifa kaybettiğini hiç görmedin mi, duymadın mı, hiç mi bir anlatan olmadı demezler mi?

*****

Neredeyse dilimizle başımız hoş değil diyeceğiz! Siyaset dilimiz yok! Siyasi nezaketimiz de! El birliği ile yok ettik, bitirdik, şimdi işin içinden çıkamıyoruz!

Kendi dilimiz ne zamandan beri mi hakaret dili oldu? Kendimize ve karşımızdakine olan saygımızı yitirdik yitireli! Dil, anlaşma, uzlaşma, tanışma, buluşma, gönül alma, yara sarma, sıkıntı ve dertleri çözme, destek olma, destek verme aracı değil mi?

Dilimizin, anlaşabildiğimiz bir ve beraberliğimizin tescili, aidiyet duygumuz, bizi biz yapan değerlerin en önemlilerinden biri olduğundan şüphemiz mi var?

Bir zamanlar Çin Denizinden, Adriyatik kıyılarına kadar tek bir dil bilmeniz yeterliydi, o dil Türkçeydi anlatımını unuttuk mu?

Ne oldu o Türkçeye?

O Türkçe, konuşma dilinin yanı sıra, anlaşma dili, sanat dili, edebiyat dili, ticaret dili ve siyaset diliydi de… Dilimiz nezaketini kaybettiyse, kendini kaybettiyse, hatta dağıttıysa, kimyası bozulduysa, kantarın topuzunu haddinden fazla kaçırdıysa, ortada kantar falanda kalmadıysa, sebebi biziz!

Dile inatlaşmayı kim getirdi? Ya küfretmeyi? Hakaret etmek ve aşağılamaktan neden vazgeçmedik?

Dil, uzlaşmaz, barışmaz, ikna olmaz bir hale neden geldi, kimin yüzünden?

Dilimizde bazı kelimelerin karşılığı halk dilinde öyle geçiyor diye zevahiri kurtarmaya ne demeli?

Helal olsun mu? Aferin mi? Hak etmeseler söylenmezdi mi? Konuştukça, hatta yorum getirdikçe batıyoruz! Mazur görülecek, sürçü lisan olmuş denilecek bir hali de yok!

*****

Dil hakaret etmeye başladı mı, artık onu hoş gören de kalmaz, alkışlayanda, teşvik edende, destek çıkanda! Çünkü o dil, kendi çevresine de ağır konuşmaya başlar bir süre sonra! Dahası küfreden küfrüyle ve küfürleriyle bir başına kalır!

Dilimiz alaycı, dilimiz aşağılama konusunda pervasız, en olmadığı kadar keskin!

Hakaret etmekten kendini alamıyor! Büyük demiyor, küçük demiyor! Edep demiyor, adap demiyor!

İçinden ne gelirse, aklına ne eserse, o andaki ruh hali her neyse esiyor, yağıyor, gürlüyor!

Bu dil zehirli aşları yağ ile bal edesi değil! Bu dil, savaşı kesme, bitirme, sonlandırma derdinde de değil! Bu dil, kalplere huzur vermeye iyi gelen dilde değil! Bu dil zehir zemberek!

Bu dilin barışmaya da, geçinmeye de, hoş görmeye de niyeti yok! Pişman olurmuş gibi, pişman olacak gibi, pişmanlık duyacak gibi bir gidişatı, yada duruşu da söz konusu değil!

Bu dil bizim dilimiz değil! Bu dil bize hitap eden bir dilde olamaz! Bu dil karşısındakine hor bakma dili! Bu dil ağzına ne gelirse söyleme dili! Bu dil bizim güzel Türkçemiz olabilir mi?

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
Erol Sunat Arşivi

Mecra

12 Haziran 2024 Çarşamba 00:02
SON YAZILAR