1. YAZARLAR

  2. Ziya Uysal

  3. TEHLİKELİ GİRİŞİMLER
Ziya Uysal

Ziya Uysal

Yazarın Tüm Yazıları >

TEHLİKELİ GİRİŞİMLER

A+A-

ASELSAN’da iki değeri mühendisimizin şüpheli ölümü üzerine kafalarda oluşan soru işaretleri hâlâ tazeliğini koruyor. İçimizde çoğu yasal olarak bulunan, kuzu postuna bürünmüş çakalların varlığı, bunu bilen herkesi tedirgin ediyor. Örneğin ABD’ye iade edilen Papaz gibi kim bilir daha kaç yabancı ajan var? Kim bilir bunlar hangi etkili yerlere sızmışlardır? Bu yetmiyormuş gibi bazı tarihi şahsiyetlerimizin “Biz içimizde çok hain barındıran bir milletiz.” Veya “Ne çok hainimiz varmış!” demeleri de ayrıca dikkat çeken, doğru tespitlerdir. Bunlar bizim insancıl, hoş görülü, merhametli, asil bir millet olmamızdan kaynaklanıyor olabilir. Ama asırlardır bilinen ve dile getirilen de bir gerçektir.

AK Parti iktidarından önceydi. Bir iş adamları derneğine başkan seçilmiştim. Yönetim kurulunda Konya’nın ileri gelen bazı firmalarının sahipleri vardı. O günlerde ülkemiz Almanya’dan 1000 adet leopar tankı satın almak istiyordu. Fakat Almanya bunları bize satmaya bir türlü yanaşmıyordu. Bunun haberi ve konu hakkındaki uzman yorumları basında ve TV programlarında sıkça gündeme geliyordu.

İçimde bu tankları ülkemizde üretebileceğimize dair bir ümit belirdi. Bunu yönetim kuruluyla paylaştım. Onlar da olumlu yaklaştılar ve kolları sıvadık. Yönetim kurulu bana bu konuda çalışma yetkisi verdi. Üniversitedeki bazı akademisyen arkadaşlarla bu konuda bir toplantı yaptım. Onlar ülke olarak bu konuda yeterli olup olmadığımızı araştıracaklar, buna dair bir rapor hazırlayacaklardı.

Kısa zamanda çok detaylı bir rapor getirdiler. Leopar tankı kaç parçadan oluşuyor, bu parçaları üretecek hangi ilimizde, kaç çeşit ve kaç adet tezgâhımız vardır. Diğer imkânlarımız nedir vs. gibi çok detaylı konuları içeren raporu, sağ olsunlar kısa sürede tamamladılar. Sonuç olarak tankları rahatlıkla yapabileceğimiz görünüyordu. Parçaların üretimi çeşitli illerimizde, montaj Konya’da yapılacaktı. Bu bilgileri de yönetim kurulu üyeleriyle paylaştım, hepsi de heyecanla olur verdiler.

Tam harekete geçeceğimizde Ankara’dan bir haber geldi. Görülen lüzum üzerine beni görevden almışlar, yerime yönetim kurulundan başka bir arkadaşı atamışlardı. Yazılı tebligat henüz gelmemişti. Telefonda her yetkili kem küm diyor, topu taca atıyordu. Anladım: “Yılan ocağına çomak sokmuştum.

Direnir veya bu çalışmayı dışardan sürdürürsem başıma gelecekleri görür gibi oldum. Tokadın nerden geleceği, nasıl geleceği de belli değildi. Ertesi gün notere gittim. Başkanlıktan da, üyelikten de istifa ettim. Yeni başkanın böyle bir hevesi yoktu, bu proje de gündemden düştü ve unutulup gitti.

Son yıllarda savunma sanayimizdeki yerlilik oranının yüzde yetmiş seviyelerine gelmiş ve yükselmeye devam ediyor olmasına ne kadar sevindiğimi anlatamam. Bu konudaki özel sektör faaliyetlerinin iktidar tarafından korunduğunu, teşvik edildiğini, üretilen ürünlerin ihracatında da sürekli artış olduğunu duymak, daha da memnuniyet vericidir.  İçimizdeki ajanlara ve hainlere rağmen bunları başarmak, çok takdir edilecek bir durumdur. ABD ile yaşadığımız sorunların asıl sebebi de budur.

Önceleri bu ürünleri satın aldığımız ülkelerin hışmına uğramaktan korkmamak, tam bize has bir çatal yürekliliktir. Bu cesareti tek başıma ben gösterememiştim. Çünkü arkamda böyle en üst düzeyden bir koruyan ve destek veren yoktu. Başımdan büyük işlere kalkışmış veya üstüme vazife olmayan işlere girişmiş durumuna düşmüştüm. Bu benim için çok tehlikeli bir girişimdi. Ama şimdi durum başka. Uzun yıllardır süregelen o teslimiyetçi, edilgen, dışa bağımlı duruma başkaldırıp, bunları başaranları yürekten tebrik ediyorum. Bu yolda şehit edilen o değerli mühendislerimiz için de rahmet diliyorum.

Bir yandan böyle güzel şeyler olurken, bir yandan da kriz yüzünden çeklerini ödeyemeyen dürüst iş insanlarımıza, yabancı ajanlara, yerli hainlere, teröristlere, dolandırıcılara bile reva görülmeyen, yüzlerce yıllık hapis cezaları reva görülüyor. Oysa bu iş insanlarımız da aynı yerli silah sanayiini geliştirmek için riske girenlerimiz gibi risk almış birer girişimcimizdir. Kriz olmasa bunlar da işlerini büyütmeye ve ülkemizin ekonomik bağımsızlığına katkı vermeye devam edeceklerdi. Oysa şimdi bu cezalarla hürriyetlerinden, bir bakıma hayatlarından oldular. Sadece şahıslarına ve ailelerine değil, ülkeye de zarar veren bu zulüm, adalet teşkilatına sızmış FETÖ’cülerin işi olabilir mi acaba?

Allah’a emanet olunuz.

 

        

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT