Erol Sunat

Erol Sunat

BU ŞEHRE SEVDASI DÜŞENDEN ALLAH RAZI OLSUN!

BU ŞEHRE SEVDASI DÜŞENDEN ALLAH RAZI OLSUN!

Bu şehir hepimizin şehri! Bu şehir üzerine her birimizin ayrı bir sevgisi, ayrı bir aşkı, ayrı bir sevdası var.

Taş üstüne taş koyandan, şehrin hayrına kibar kelam edenden,

Yazandan, çizenden, koşandan, emeğine acımayandan,

Bu şehre sevdası düşenden Allah razı olsun!

Konya gibi kadim şehirler onu seveni,  ona bağlananı, Onu ananı, ne unutur, ne de unutturur!

Anlaşılan o ki, Pandemi süreci uzunca bir süre bizi bırakmayacak. Onunla yaşamayı öğreneceğiz. 

Bu arada, kültürümüzü de, sanatımızı da unutmayalım inşallah!

Sorularımızı ve sorunlarımızı el ele vererek, danışarak, konuşarak, istişare ederek, sen-ben demeden, sizden-bizden demeden, birlikte hayata geçirmek, bu şehrin yüzün güldürecek!

Bu iş aslında çok kolay!  Kolay olanı zorlaştıran ise bizlerde var olan takıntılar!

Ve o takıntıları kaşıyanlara halen kulak vermeye devam etmemiz!

Tanışmıyorsak tanışacağız. Buluşamıyorsak buluşacağız, konuşamıyorsak konuşacağız.

Anlaşamıyorsak, anlaşacağız.

Bir orta yol bulacağız. Bütün bunlardan önce bunu yapmayı canı gönülden isteyeceğiz!

 

ÜSLUBUMUZ GÜZEL, NİYETİMİZ HALİSANE OLSUN!

Bugüne kadar çok soru sorduk birbirimize. Soru sorma tarzımız hiç iyi değildi.  Kırdık, kırıldık, gönül koyduk, küstük, haddimizi aştık. Hatta haddini aşanları alkışladık. Ancak bir yere varamadık. Sorduğumuz soruların tam karşılığını alamadık, yarım cevap kestirme cevap olduğundan hiçbir şey anlamadık.

Sonrasında ise; geçiştirilerek verilen cevap, sükut ikrardan gelir babında verilen cevap, mimik ve jestlerle, beden dili denen yöntemle verilen cevap, baştan savma cevap, kimseye cevap vermeye mecbur değilim benzeri ifadelerle eli-kolu bağlanan cevaplarla geçirdiğimiz onca yıldan sonra,

daha yorulmadık mı?

Gelin üslubumuz güzel, niyetimiz halisane olsun! Sonunda aramızda içeceğimiz bir kahvenin kırk yıl hatırı bulunsun!

Gelelim sorularımıza;

Konya, Türk İslam Medeniyetinin Başkenti mi?

Evet diyorsanız, bu medeniyetin izlerini ve etkilerini hissettiremeyecek miyiz?

Konya, Selçuklunun Başkenti mi?

Evet diyorsanız, Kadim şehrimizde Başkent olmamızı kutlamayacak mıyız?

Konya, tarihi bir şehir mi?

Evet diyorsanız, bu şehrin tarihini yansıtacak filmler, dizler, etkinlikler yapmayacak mıyız?

Konya, bir kültür şehri mi?

Evet diyorsanız, şehrimizin kültürüne dokunuşlar yapmanın sizce de sırası gelmedi mi?

Konya turizm şehri mi?

Evet diyorsanız, bu şehrin turizm köşelerini gezmek görmek ve dolaşmak isteyenlere açmayacak mıyız?

 

SORU, SOR AMMA KOLAY OLSUN!

Soru sormaya bayılırız, ancak bize soru sorulmamak kaydıyla.  Çünkü,  tahammülümüz yoktur! Sorudan soruya fark var, sorulacak soru var, sorulmayacak soru var, yaklaşımımız ise dillere destandır!

Hemen hepimiz için geçerli olan; Cevaplanacak soru var!  Cevaplanmasında fayda mülahaza edilmeyen sorular var, faslı eskiden beri önemini muhafaza eder. Hani espriyle karışık, “soru, sor amma kolay olsun. Hatta mümkünse cevabı içinde olsun.” denir ya…

Niye zor soru soralım ki, bu saatten sonra birbirimizi imtihan edecek halimiz mi var?

Konya, Mevlana şehri mi?

Evet diyorsanız, Mevlana’yı anmayı bütün bir yıla yayamayacak mıyız?

Konya, fethedilmiş bir şehir mi?

Evet diyorsanız, Kutalmışoğlu Süleymanşah’ı anmayalım mı?

Konya’nın, bir fetih günü var mı?

Evet diyorsanız, bu fetih gününü kutlamaya başlamayalım mı artık?

Konya, bir tarım şehri mi?

Evet diyorsanız, tarım fuarının yanına bir tarım şenliği filan düşünmüyor muyuz?

Konya, bir sanayi şehri mi?

Evet diyorsanız, yüzlerce fabrikası olan bu şehirde fabrika günleri benzeri etkinlikler yapamaz mıyız?

 

SORU USULÜNCE SORULURSA ANLAM KAZANIR!

Büyüklerimiz bize çocukluk yıllarımızdan bugüne ne diyorlardı? Aklınıza takılan ne varsa sorabilirsiniz.  Dilimiz döndüğünce cevaplarız dedikleri içindir ki, bizim neslimiz soruları muhatabını incitmeden, kırmadan, dökmeden,  edep adap çizgisini aşmadan sorma yolunu seçmiştir. Soru soranın maksadı bağcıyı hırpalamak değilse, nihayetinde birkaç tane de olsa üzüm yemekse,   varsın sorsun soru soracak olanlar.

Bizde sorularımızı o minvalde soruyoruz zaten…

Konya, hanlar, kervansaraylar şehri mi?

Evet diyorsanız, kaç han, kaç kervansaray var şehirde bildiğimiz, sayabileceğimiz?

Konya, kümbetler şehri mi?

Evet diyorsanız, kaç kümbet var şehirde, üç tanesinin ismini sayamaz mıyız?

Konya’da, Alaeddin tepesinde Selçuklu Sultanları mı yatıyor?

Evet diyorsanız, Kılıçaslan’dan başlayalım mı?

Konya, KOBİ Başkenti mi?

Evet diyorsanız, kaç bin KOBİ vardı şehrimizde?

Konya bedesteniyle, çarşılarıyla zor bulunan bir şehir mi?

Evet diyorsanız, tarihi bedesten günleri yapmayacak mıyız, şehrin sanatçısını, sanatkarını bir araya toplamayacak mıyız?

 

BUGÜN HEP BİLMEDİĞİNİZ YERLERDEN SORDUK GALİBA…

İşin şakası bir yana, bu soruların yanına yüzlerce soru daha ekleyebilirsiniz. Sorularla boğuşmak, çözüme kavuşturmak sadece kurumlara yüklenmemeli. O kurumlarda bu yükümlülüğü bu şehirde yaşayanlarla paylaşmalı.

Şehrimizi birlikte yönetiyoruz deniyor ya…Böyle olursa, biz yönetiyoruz, siz de birlikte yönetiyormuşsunuz gibi yapın geçinip gidelim gibi bir manzara çıkıyor ortada.

Çünkü, bu sorular baraj sorusu değil…Bir işe alınma noktasında sınav sorusu da değil…

Niyetimiz, bilgiçlik taslamak filan değil… Gubuzluk hiç değil!

Bu soruların cevaplarını gelin hep beraber bulalım. Ortak akıl böyle bir şey. Ben böyle düşündüm, herkes bu fikrime katılsın ortak olsun değil!

Bu soruların birçoğu, o kadar çok soruldu ki, soru sorulmaktan yoruldu, pes etti! Takati kesildi.

 

KADİM BAŞKENTLERİN UMUTSUZLUĞA DÜŞME LÜKSÜ YOKTUR!

Geçmişte, cevap vermemek için ayak direyenlerin gösterdiği inat performansı, rekor kırdı. Eski  rekorlarını paramparça edip, kırılması çok daha zor rekorlara ulaştı.

İyi de ne oldu? Şehir kaybetti! Yerinde saydı! Umutları köreldi. Bu şehirde ne eksik denildiyse inadına yapılmadı. Bizim aklımıza neden gelmedi diye, biz neyin daha iyi olduğunu bilmiyor muyuz diye olayları kişiselleştirmekten ötürü, havanlarda sular dövüldü, iplere unlar serildi.

Bırakın her şey geçmişte kalsın. Geçmişe bakmaktan, geçmişle yaşamaktan, bir türlü bugüne gelemiyoruz!

“-ecek”,” –acak” kavramları cümleye dönüştü dönüşeli, bugün yeni bir şeyler söyleyemiyoruz.

Üzülmeyin, her sabah yeni bir başlangıçtır. Umut denen nazlı gül, her sabah yeniden açar. Her sabah yüzümüze yeniden gülümser! Kadim Başkentlerin umutsuzluğa düşme lüksü yoktur. Bu şehirde yaşayanlarında…

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
Erol Sunat Arşivi
SON YAZILAR