Deli Bekir’in İnsan İçine Çıkacak Yüzü Kalmadı!

Üretici ve tüketici fiyatları arasında ki makas dehşet açık! Esas çare bu makas açıklığına aranmalı. Değilse önümüzdeki aylar, üreticiyi de, tüketiciyi de çok zorlayacak!

Hatta işin içinden çıkılmaz bir hale gelecek her şey…

Tarlada patates para etmiyor, marul para etmiyor, ancak marketlerde marul beş lira! Patatesin tarlada 60-70 kuruşa yüzüne bakan yok, marketlerde en az iki lira…

Domates yerinde 1.5-2 lira, markette sekiz lira-on lira…

Bu örnekleri çoğaltabilirsiniz!

Üretici ve tüketici arasında bu akıl almaz fark nereye gidiyor, kimin cebine giriyor diye yüksek sesle sorulan sorular, ülkenin her tarafında yankılanmaya başladı.

Böyle olursa, tencerelerde aş pişmez.

Eskiden evdeki hesap çarşıya uymaz diye bir söz vardı ya…

O söze rahmet okutacak bir fiyatlandırma tablosu ile karşı karşıyayız.

Bunun adı enflasyonsa ve bu enflasyon her Allah’ın günü fiyatlara irili-ufaklı dokunuşlar yapıyorsa, yetişebilene aşk olsun!

Artık ayan -beyan ortada ki, Deli Bekir’in yakası çoktan paramparça…

Deli Bekir’in insan içine çıkacak yüzü de kalmadı, hali de…

Cebindeki üç kuruşu nereye verecek, kaça bölecek, hangi yarasını saracak Bekir?

Bu soruların hem cevabı yok, hem de Bekir’in şakülü kaydı, kimyası bozuldu.

 

*****

Markete gidip, ne alacak bu insanlar. Birkaç bir şey alsa, cebindeki para benden buraya kadar diyor.

Kredi kartı, beni fazla zorlama, üzülen sen olursun diye sinyaller gönderiyor.

Bir mutfak ne istemez?

Mutfak yangınlarına çare bulunamazsa, önümüzdeki Şubat ve Mart ayları çok zor geçecek.

Keşke her şey mutfakla bitmiş olsaydı!

Evi kira olanın, dükkanı kira olanın kira derdi var!

Doğalgaz derdi, elektrik derdi, su derdi var!

Bu rakamları alt alta topladığınızda, dayanılması imkansız bir görüntü çıkıyor ortaya!

Ev ve dükkanların duvarları insanların üstüne üstüne gelmeye başlıyor!

Borç isteyecek ne dost kaldı, ne hısım akraba diyenler inanın yalan söylemiyorlar!

Türk Milleti kan kussa kızılcık şerbeti içtim demesiyle tanınan ve bilinen bir millet. Sırrımız neyse, kimselerle paylaşmaz, konuyu açmaz, kendi yaramızı kendimiz sarmaya çalışırız!

Amma bu sefer öyle değil, mızrak çuvala sığmadı!

Kırılan kol yen içinde kalamadı!

 

*****

İnsanımızı Korona vurdu, enflasyon vurdu, fırsatçılar vurdu, ilgisizlik vurdu.

İnsanlar yoruldu!

İnsanlar savruldu!

İnsanlar kavruldu!

İmdatlarını, feryatlarını, inlemelerini bir duyan olsun, bir gören olsun, nedir sizin derdiniz diye bir soran olsun diye bekliyorlar.

Bu beklentilerine cevap alamadıkları içindir ki, dertlerini aşikar ettiler!

Durum o kadar vahim yani…

Her şey ortada…Halimiz ortada…Ahvalimiz ortada…

 

*****

İnsanların gönülleri yangın yeri…Bağıra bağıra ağlayanlar var, kaderini ve acısını içine gömüp, kimselerin görmediği yerlerde hıçkıranlar var.

Bir çoğumuz ölümlerden döndü, hayata tutundu, bir çoğumuz karantinalarda, yoğun bakımlarda çok acı ve sancılı günler geçirdi.

Her aileden, her sülaleden en az birer kişi bu hayattan koptu gitti.

Dükkanlar kapalı, işi olanların işi yok. İşsiz kalan, iş arayan gençler evde hayatı nasıl eve sığdıracaklarını düşüne düşüne psikolojileri bozuldu.

Gençler dalıp dalıp gidiyor, ana-baba perişan ve çaresiz.

Piyasa ateş pahası.

Kimseye acımayan, merhamet etmeyen, bu insanlar bu ürünleri nasıl alacak demeyen çıkarcıların, fırsatçıların eline düştü insanlar.

Bizi bunların eline düşürenlerin diye beddua edenlerin sayısı tahminler ötesi…

Ucuz ekmeğe olan rağbetin korkunçluğu, insanımızın ne hale geldiğinin ekmek açısından düşündürücü bir göstergesi…

Üç gün sonra, yeter ki ekmek alabileyim, ekmeğim olsun yeter, yanına katık filan istemem diyecek insanımız!

 

*****

Sebze ve meyve konusunda fiyatları düşürmeyen, aşağıya çekmeyen, kafasındaki fiyatı aynen uygulayan, peynirde, çiçek yağında, tereyağında sürekli fiyat değiştiren fırsatçıları yok mu bir durduracak?

Yok mu bir dur diyecek!

Fırsatçılık denen ve çarpık bir meslek dalı olmaya adım adım ilerleyen dalla uğraşanda çok, taliplisi de…

Fırsatçıların, aracıların fiyatların bu kadar yükseldiği, alım gücünün inadına düştüğü bir ortamda bütün ticari ahlakı hiçe sayarak devam ettikleri artışlar artık isyan ettiriyor!

Üretici ne yetiştirdiği üründen ne onun gelirinden memnun.

Çünkü, borcunu, harcını ödeyemiyor, geçimini sağlayamıyor.

Tüketicinin ise bu fiyatlara yetişmesi mümkün değil!

Çalışan nüfususun yüzde elliye yakını asgari ücretli olan ülkemizde, emekliler, işsizler de hesaba katıldığında mağduriyet katlanıyor!

 

*****

Üretenin kalmadığı, çalışanın olmadığı, istihdam sahalarının her geçen gün daraldığı bir ortamda ne olur?

Hayat durur!

Fırsatçıların önce eli, ısrar ettiklerinde beli kırılmazsa, ortada ne üretici ne de tüketici kalacak!

Tarım ülkesi olan Türkiye, üretmekten, ekmekten, dikmekten, biçmekten vazgeçerse, vazgeçmek zorunda bırakılırsa, asıl felaket o zaman kapıda demektir.

Üreticinin ürettiği üründen yüzü gülmeli, tüketici, cebindeki parayla çoluğunu, çocuğunu sevindirebilmeli.

Fırsatçı denen kendini bilmezlerde artık haddini hududunu bilmeli…

Bu insanları bu kadar şımartan ne?

Bu kadar gözlerini karartan ne?

Bu kadar insanların rızkına göz diktiren, hakkı olmayanı alma sevdasına düşüren ne?

Kazanma hırsının vicdanı, merhameti, insafı biçtiği böyle bir dönem görülmedi.

Hatırlarsanız, 12 Eylül öncesinde karaborsa vardı. Ürünlerin tezgah altına inmesi vardı. O dönemde az mı mağdur olduk, az mı mağdur edildik?

Bugün yaşadığımız çok daha değişik bir mağduriyet!

Her şey var!

Her şey tezgah üstünde, lakin evimize lazım olan ürünleri almaya ne gücümüz yetiyor, ne de paramız!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.