DELİ-DOLU ADAMIN HİKAYESİ

Uzun uzun yıllar önce, memleketin birinin güzel bir şehrinde, Deli-dolu bir adam yaşardı. Kavgacıydı, hırçındı. Deli-doluydu.. Öyle güçlü kuvvetliydi ki, şehirde bileğini kimse bükememişti.

Dövdüğü, sövdüğü adamlar haddinden fazlaydı. Kadı’nın karşısına o kadar çok çıkmıştı ki, Kadı haksız yere hiç kimseye bir şey yapmadığı, söz söylemediği, hatta bir fiske vurmadığı için, bu deli-dolu adamı sever, ikaz eder, seni zindana atmıyorsam, doğruluğundan-dürüstlüğünden dermiş.

Haksızlıklara karşı durması, haksızlığın önüne geçmesi, bazılarının işine gelmese de, ona uymak istemez, lafının üstüne laf koymaya kimse cesaret edemezmiş.

Deli-dolu adam birkaç sevdiği insanın dışında kimseyi dinlemez, o insanların karşısında ise el pençe divan dururmuş

O yıllarda şehirde pazarcılık yaparak geçimini sağlarmış.

Şehrin en hareketli pazarının olduğu günden bir gün önce, üzümleriyle meşhur yakın şehirlerden birine varmış. 8-10 deve yükü  dalından yeni devşirilmiş taze üzüm sarmış.

O şehrin üzümü pazara geldiğinde, ahali okka-okka alır. Pazarcılar, o şehrin üzümünü getirdiklerinde ikindiye kalmaz üzümlerin hepsini satarlarmış.

Deli-dolu adam, üzüm pazarında, üzümleri indirmiş. Şöyle bir bakmış ki, her deve yükü üzümün yarısı çürük. Böyle bir üzümü satmaktan Rabbim beni muhafaza eylesin demiş…

Ve sonra öyle bir kızmış, öyle bir köpürmüş ki, üzümlerin hepsini toplamış, o şehre giden ilk kervana katılıp varmış o şehre.

Kervancıya, ağam demiş, ben böyle ticaret, böyle ahlâksızlık görmedim, bana bir iyilik yap, şu çürük üzümleri bu alçak adamın kapısının önüne götürüp yıkayım. İbret-i alem için de, bir meydan dayağı çekeyim ki, bir daha kimseyi kandıramasın!

Kervancıbaşı, ben seni bildim demiş. Geçen ay meydanda birini dövmüştün, adam bir daha yalan söylememeye, hile yapmamaya yemin etti, şehri terk etti gitti! Bende geleyim ki, adamı fazla hırpalamayasın!

Kervan gelmiş, konmuş adamın mahallesine!

Deli dolu adam taze üzümlerin bulunduğu kasalardan birini, var gücüyle adamın kapısına fırlatmış.

Herkes ne oluyor diye bir anda toplanmışlar, seyir var diye yığılmış kalmış ahali!

Deli-dolu adam gözleri yuvalarından fırlamış bir şekilde bağırıyormuş:

Çık dışarı sahtekâr, beni şehrime rezil ettin, aç şu kapıyı!

Sana bu çürük üzümleri teker-teker yedirmezsem adam değilim!

Daha hırsını alamamış, kapıyı yumruklamaya, tekmelemeye başlamış.

Üzümcü, evinin arka odalarından birine sinmiş, kapının arkasını kolayca açılmasın diye bir şeyler yığmış, korku içinde bekleşiyormuş!

Deli dolu adam o şehre sürekli geldiği ve alışveriş yaptığı için onu tanıyan pek çokmuş.

Mahallenin yaşlılarından biri gelmiş yanına;

Evladım demiş, ben seni tanırım, baban da dostumdu. Yedi tane evladın var. Bu yaptığın haneye tecavüz! Zaptiyeler gelse görse sen suçlusun. Kadı Efendiye şikayet etseler, sorgusuz-sualsiz seni zindana atar. Kaç gün kalırsın belli değil. O sabilere yazık değil mi?

Deli-dolu adam, ihtiyarın elini öpmüş…

Tamam babam demiş, sinirim geçsin, kendime geleyim. Değmez amma, insanlık bende kalsın, parasını sat da öyle ver diyordu, maksadı belli oldu. Parasını da yarın-bir gün göndereyim bu sahtekârın demiş.

Sonra yüksekçe bir yere çıkmış

Böyle yalancılarla, göz boyayanlarla ticaret yapmayın demiş. Bir daha böyle yanlış bir iş yaparsa haberim olsun, geleyim şehrin meydanına, bu densizi, bu hadsizi evire-çevire dövmezsem adam değilim! Zindanda yatacaksam da yatarım. Memleket bir musibetten kurtulur!

Deli-dolu adamın bir koluna Kervancıbaşı girmiş, diğer koluna baba dostu ihtiyar, olay fazla büyümeden, iş Kadı Efendiye aksetmeden kapanmış.

Aradan uzun yıllar geçmiş, Deli-dolu adam dürüst ve düzgün ticaretinin karşılığını görmüş, Mevla yürü ya kulum demiş, memleketin ve şehrin hatırı sayılır zenginlerinden biri olmuş.

Çocuklarını evermiş, gelinler, damatlar, torunlar derken kalabalık bir aile olmuşlar.

Kervancıbaşı bir gün çıkmış gelmiş yanına…

Ağam demiş, benim kervanım nasip olursa bu sene Hacca gidecek, giderken haber vermezsen gönül koyarım demiştin.

İşte geldim. Seni almadan gitme niyetim yok. Nasip olursa, önümüzde ki ay, yola revan olacağız.

Eyvallah Kervancıbaşı demiş Deli-dolu adam. Ben bu arada herkesle helalleşeyim. Sen hadi dediğinde, hazır olurum inşallah.

Kervancıbaşı gidince, en büyük oğlunu çağırmış.

Evlat demiş, bundan 25 yıl kadar önceydi. Sen 14-15 yaşlarındaydın. Şu üzümleriyle meşhur bir şehir vardı ya. Hani bana çürük üzümleri yükleyen adamı hatırladın mı?

Oğlu, hatırlamaz olur muyum babam demiş. Allah’tan adam karşısına çıkmadı, elinde kalırdı dediydi cümle ahali.

İşte demiş, o adam! Benden korkusuna aylarca gündüz vakti sokağa çıkamadı. Kahvelerde oturamadı. İnsan içine çıkmamak için bir kervana katılıp, olay unutulsun diye kaçtı, gitti, öğrendim ki, birkaç sene önce geri gelmiş. Ben o senelerde çok deliydim, Kantarın topuzu az uz kaçmadı. Fazla ileri gittim. Serde gençlikte var! Öyle yada böyle adama 8-10 deve yükü üzüm borcumuz var. Sen onu 20 deve yükü üzerinden hesap et. Allah bilir ya belki de Hakkın rahmetine kavuşmuştur. Öyleyse evlatlarına teslim ederiz. Evlatları yoksa, torunlarına verir helalleşiriz. Böyle yapmazsam Hacca gitmek bana haram demiş!

Babasının yanından ayrılan oğul, hemen araştırıp, soruşturmuş.

Birkaç saat sonra, babam demiş, Üzümcü sağmış. Evini filanda tarif ettiler. Haber göndereyim mi?

Yok demiş adam, telaşlanmasın.

Ertesi gün, Deli-dolu adam ve oğlu öğle vaktine doğru şehre varmışlar.

Üzümcünün kapısını çalmışlar. Kapıyı Üzümcünün oğlu açmış. Buyurun demiş, kime bakmıştınız?

Deli dolu adam ben demiş babanı ararım, çok eski bir arkadaşım olur.

Delikanlı buyurun demiş, şöyle geçin, ben babama haber vereyim.

Biraz sonra Üzümcü girmiş içeri.

İçeride hiç tanımadığı bir adam, yanında genç birisiyle sedirde oturuyormuş!

Üzümcüde gelmiş, sedirin bir ucuna ilişmiş!

Kusura kalma demiş, seni bilemedim. Kimsin, nereden gelirsin, beni nereden tanırsın?

Uzun hikaye demiş adam. Garip bir üzüm hikayesi benimkisi…

Nasip olursa hacca niyetlendim, seninle de helalleşmeden gitmek istemem! Aramızda kul hakkı var diye başlamış söze, hikayeyi olduğu gibi anlatmış.

İşte böyle Üzümcü demiş, sana o üzümlerin parasını vermeye geldim. Birde benim yüzümden manevi işkence çektin, evini yurdunu terk ettin. Şu kesenin içindeki akçelerde, sanırım borcumu telafi eder, hakkını helal etmeden de, bu kapıdan çekip gitmeyeceğim, haberin olsun!

Üzümcü, adama dönmüş; Ben demiş o günden sonra, bir daha kimseye ezik-çürük hiçbir şey satmadım. Yeminle diyorum ki, korkudan değil, duyduğum pişmanlıktan. Tövbe ettim. Hacca giden kervanlara katılıp çekip gittim. Yıllarca oralarda kaldım. Ne diye dua ettim bilir misin?

Yarabbi, beni onca yanlıştan çeviren, bataklıktan çekip çıkaran o kuluna da bu mübarek yerlere gelmeyi nasip et! Çok şükür Rabbim dualarımı kabul etti. Hakkım sana helal olsun. Bana maddi-manevi bir borcun yok. Biz seninle çoktan ödeştik demiş. Deli dolu adam sarılmış Üzümcüye ağlamış kalmışlar! 

Şehir Şehire, Kervancı Kervancıya, Kervan Kervana, Devran Devrana, Ahali Ahaliye, Adam Adama, Üzümcü Üzümcüye, Evlat Evlada benzer!

Bir kıssadır anlattığımız, her kıssadan hisse almak hoştur, güzeldir denmiştir. Bu kıssadan kimse üzülmeye, kırılmaya, üzerine alınmaya…

Sürç-ü lisan eylediysek affola…

İnşallah bir başka zaman daha güzel bir hikaye anlatırız.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.