İZMİR’İN DAĞLARINDA ÇİÇEKLER AÇAR!

İzmir Marşı şöyle başlıyordu; “İzmir’in dağlarında çiçekler açar / Altın güneş orda sırmalar saçar /

Bozulmuş düşmanlar yel gibi kaçar / Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa /Adın yazılacak mücevher taşa”

İzmir’in dağlarında çiçekler açmış, bozulan Yunan ordusu yel gibi kaçmış, kendini can havliyle İzmir körfezinde bekleyen İngiliz, Fransız ve Amerikan gemilerine atmışlar, ancak geri çekilirken İzmir dahil, yakmadıkları köy, kasaba, şehir, öldürmedikleri masum insan bırakmamışlardı.

Bu vahşetle o vahşetin bıraktığı derin ve kapanmayan yaralarla yaşadı işgal altındaki topraklar.

15 Mayıs 1919 günü, on binlerce yerli Rum ellerindeki Yunan bayrakları ve çiçeklerle Kordonboyunu doldurmuşlardı. Sevr anlaşması sonrasında, İzmir’i işgal için karaya ilk ayak basan Yunan birliği, İzmir Metropoliti Hristostomos tarafından takdis edilmişti.

Bu işgale karşı, ilk kurşunu sıkan Gazeteci Hasan Tahsin, Kordon boyunda, Yunan Efzun Alayı'nın bayraktarını öldürdü. Korku, panik ve kargaşa yaşayan Yunanlılar, kendilerini sahile çıkaran gemilerine yöneldiler. İki tabancası olan Hasan Tahsin, kurşunları bitinceye kadar, savaştı. İki Yunan askerini daha öldürdü. Silah sesleri kesilince, Yunan askerleri Hasan Tahsin’i yakalayarak şehit ettiler. Cesedini de, Konak saat kulesinin kenarına attılar.

Bu ilk kurşun hadisesi dalga dalga Anadolu’nun her tarafına yayıldı. Milli Mücadelenin önemli isimlerinden biri olan Demirci Mehmet Efe, Yunan’a ilk kurşunu bir genç sıkmış, bundan sonrası artık bizim işimiz diyecek ve mücadeleye başlayacaktı. 

İzmir’in işgali, Türk Milletinde büyük bir infial yarattı. İstanbul Sultanahmet meydanında ve Konya Alaeddin tepesinde on binlerce kişi yaptıkları büyük mitinglerde işgali lanetledi ve işgale karşı direniş için yemin etti.

İşgalin üzerinden 3 yıl, 3 ay, 24 gün geçmişti. Bu süre içerisinde Yunan ordusunun ilerleyişi durdurulmuş, Birinci ve İkinci İnönü’de, Sakarya’da ve Başkumandanlık Meydan savaşlarında mağlup olan Yunan ordusu, 26 Ağustos 1922’den itibaren geri çekilmeye başlamıştı.

9 Eylül 1922 sabahı, gün ağarırken, Türk öncü birlikleri olan süvariler, Bornova’dan itibaren yolu açarak, İzmir’in kalbine, Konak’taki Hükümet Konağına doğru ilerlemeye başlamışlardı.

 

YÜZBAŞI ŞERAFETTİN BEY

Öncü olarak İzmir’e girme görevi, İkinci Süvari Tümen Komutanı Yarbay Zeki (Tümgeneral Zeki Soydemir), tarafından Birinci Süvari Alayı'na verilmişti. Öncü olma görevi de İkinci Tümen, Dördüncü Alay Komutan Yardımcısı Fahrettin Altay Paşa’nın gözbebeği olarak da bilinen Yüzbaşı Şerafettin Bey'e tevdi edilmişti.

Bu görevlendirme sonrasında, İzmir’e ilk giren süvari birliğinin başında Yüzbaşı Şerafettin Bey bulunuyordu. Şerafettin Bey, Konaktaki Hükümet Konağında bulunan Yunan Bayrağını indirip, Türk bayrağını asan kahramandı. Hükümet Konağına gelinceye kadar çarpışarak gelmiş, ölümlerden dönmüştü. Ay yıldızlı bayrağımızı yaralı olmasına rağmen İzmir’in işgalden kurtulduğunun ve kurtarıldığının nişanesi olarak dalgalandırmayı başarmıştı.

Gözyaşları ve alkışlar vardı Konak Meydanı’nda…

15 Mayıs 1919’da başlayan işgal, zulüm, işkence sona ermiş, İzmir kurtarılmıştı. Yüzbaşı Şerafettin Bey’in Konak Hükümet Konağı balkonuna asmış olduğu Türk Bayrağı nazlı nazlı dalgalanırken, İzmir hürriyetine kavuştuğu o anın heyecanını ve mutluluğunu yaşıyordu.

Sakarya Meydan savaşının kazanıldığı günlerdi, Ocak 1922’de Ankara’ya, Buhara’dan bir heyet gelmişti.  Bağımsız Buhara Cumhuriyetini temsilen elçi Recep ve Maslahatgüzar Naziri Bey Ankara’ya gelerek, hem kazanılan zafer sevincini paylaşmışlar, hem de moral ve destek vermişlerdi.

Heyet yanlarında Buhara Halkını temsilen üç değerli kılıç getirmişti. Bu kılıçlardan birini Gazi Mustafa Kemal’e, diğerini İsmet Paşa’ya takdim etmişler. Üçüncü kılıcın ise, İzmir’e girecek ilk kahraman subaya verilmesini Gazi Mustafa Kemal’den rica etmişlerdi.

15 Eylül günü, Gazi Mustafa Kemal Paşa düzenlenen bir törenle, İzmir’e ilk giren bu kahraman yüzbaşıya, Buhara Cumhuriyeti tarafından gönderilen ve İzmir’e giren ilk kahramana verilmek üzere teslim edilen o kılıcı kuşattı. Ona ayrıca “İzmir” adını verdi. O tarihten sonra Şerafettin İzmir olarak anıldı. Soyadı kanununda ise, İzmir soyadını aldı, kahraman Yüzbaşı.

 

YAŞANAN ZULÜMLER VE MEZALİMLER UNUTULMAMALIDIR!

26 Ağustos 1922 gece sabaha karşı başlayan Büyük Taarruz sonrasında 27 Ağustos’ta Afyon, 30 Ağustos’ta Kütahya, 1 Eylül’de Uşak, 2 Eylül’de Eskişehir, 6 Eylül’de Bilecik, 6 Eylül’de Balıkesir, 7 Eylül’de Aydın, 8 Eylül’de Manisa, 9 Eylül’de İzmir, 11 Eylül’de Bursa, Yunan işgalinde kurtarılmıştı.

30 Ağustos Başkumandanlık Meydan Savaşının kazanılmasından sonra, 11 günde İzmir’e giren Türk ordusu, sadece İzmir’e ulaşmakla kalmamış, işgal altında ki, köylerimizi, kasabalarımızı, ilçelerimizi ve şehirlerimizi de, o kısa dönem içerisinde işgalden ve Yunan mezaliminden kurtarmıştı.

9 Eylül 1922, kendini Roma’nın varisi gören, Yunan Kralı Konstantin ve Başbakanı Venizelos’un hayallerini Ege denizine gömerken, Anadolu topraklarında Selçuklu ve Osmanlı’dan sonra filizlenen, hayat bulan yeni bir Türk devletinin de müjdesini veriyordu.

Türkiye Cumhuriyetinin…

Sevr sonrası işgal edilen vatan topraklarımızda, Türk Milleti tarafından ortaya konan direniş ve diriliş mücadelelerinin her biri ayrı bir destandır.

Genci, yaşlısı, kadını ve erkeğiyle ölümüne verilen bir mücadelenin sonunda kazanılan zaferin taçlandırdığı Türkiye Cumhuriyeti ilk yüzyılına doğru yaklaşıyor.

Anadolu coğrafyası çok ağır işgaller, zulümler, zalimler ve katliamlar görmüş bir coğrafya…

Bu coğrafyada yapılması gereken en doğru hareket, milli heyecanı ayakta tutmak, yaşananları unutturmamak olacaktır.

Gerek milli bayramlarımızda, gerekse mahalli kurtuluş günlerimizde, artık kendi özümüze, kendi tarihimize dönmek zorundayız.

Türk Milletinin gelenek ve görenekleri arasında bulunmayan, Türk çocuklarına zerre kadar milli hassasiyet aşılamayan, duygulandırmayan, içinde vatan sevgisi, bayrak sevgisi olmayan, bulunmayan halat çekmekten, çuval yarışları yapmaktan, hokkabazlıktan, palyaçoluktan vazgeçmemiz gerekiyor, hem de, hemen…

Kaç yıldır Başkanlarımız dahil, halat çeke çeke bir hal olduk! Halat çekmek bize, çevremize, çocuklarımıza milli değerlerimiz olarak ne kazandırdı?

Ya hokkabazlar, palyaçolar, kendimizden olmayan tiplemeler, ne kattı vatan sevgimize, bayrak sevgimize?

 

SEVGİLİ OKURLAR!

Bugün 9 Eylül… İşgallere karşı direnişin ve dirilişin kutlu günü… “Bir ölür, bin diriliriz!” demenin lafla değil, şehitler vererek ispat edildiği bir dönemin, kurtuluş günü.

“Ya İstiklal, Ya ölüm!” diye yola çıkan Mustafa Kemal’in süvarilerinin, Ayyıldız fedailerinin 97 yıl önce İzmir’e ulaştığı gün.

Bu kutlu gün, bu şanlı gün sıradan bir gün olabilir mi? Böyle önemli günler kutlanmayacaksa, hatırlanmayacaksa, neyi kutlayacağız, neyi anacağız, neyi hatırlayacağız?

Türk milletinin işgallerden kurtuluşunun ispatı olan, kurtuluş ve diriliş günlerimiz, 2023’e yaklaştığımız bu yıllarda, her zamankinden çok daha fazla bir coşkuyla ve heyecanla kutlanmalıdır! Çünkü, Türk Milleti olarak bize yakışan, olması gereken budur!

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum