Erol Sunat

Erol Sunat

Kazan garip, kepçe garip, biz garip!

Kazan garip, kepçe garip, biz garip!

Eskiden aile bütçesi diye bir bütçe vardı. Günümüzde bu bütçenin feleği şaştı. Yamalık bohçasına benzer bir bütçe oldu. Borca girelim amma aile bütçesini sarsmasın diyen o tutumlu, babalar yoklar! Onların izinden gidende kalmadı!

Bütçe ya yetmediğinden sarsılıyor ya da israftan…

Delikanlı yada genç kız asgari ücret yada daha altında ücretlerle çalışıyor, ellerinde ve ceplerinde, altı aylık ücretlerinden fazla bir fiyata denk Iphone telefon!

Bütçe terelellim! Uçmuş anlayacağınız!

Cepteki delik büyük, yama küçük derlerdi bir tarihte…

Şimdi cep deyince, milletin aklına cep telefonu geliyor…

O bildiğimiz yangınları yaşayan cep, bunalımlar geçiren cep ti’ye alınıyor!

Bütçe borçla dönüyor! Sonrası iflas…Sonrası haciz! Sonrası dibe vurmak!

Ayaklarımız yere değinceye kadar, uçmaya çalışıyoruz!

Markalı gözlükler, markalı çantalar, markalı kıyafetler ve illaki Iphone telefon!

Borç yiyen kesesinden yermiş diye yolun başında insanları ikaz eden deyimlere kızıyoruz, küfrediyoruz, yok sayıyoruz, öyle sözlerle işim olmaz diyoruz! Sonra kös-kös o sözlerin gerçeğine geliyoruz!

Keşke adlı cümlelerden kocaman bir demet elimizde! Yıkılmış, hüsrana uğramış, ağlamış bir halde, ne olacak bizim halimiz diye, çıkış yolu arıyoruz! Lakin, bulamıyoruz! Çünkü yok öyle bir yol, yok öyle bir çıkış yolu!

*****

Atalar ak akçe kara gün için demişlerdi. Sakla samanı gelir zamanı falanda demişlerdi. Damlaya damlaya göl olur diye de bizim nesle az öğüt vermemişti rahmetli öğretmenlerimiz!

Ne bilsinler?

Pandemi gibi bir felaket yaşamamış görmemişlerdi ki hiç!

Enflasyon onların zamanında yoktu! Geldi bizim zamanımızı buldu!

Enflasyonun neler yapabileceğini,

Ne gibi tahribatlara sebep olacağını nereden bileceklerdi ki…

Bütün laflar,

Bütün edebi imalar,

Bütün deyimler ters kepçe geldi…

Kara gün derlerdi ya hani…

Kara ay oldu, yetmedi kara yıl olarak karşımıza dikildi!

Saklanan saman, saklandığı zamanı filan göremedi…

Sus-pus oldu, hiçbir şey diyemedi! Neticede pes etti!

*****

Damlaya damlaya küçük göller, göletler oluşmuştu!

Enflasyon canavarı, ekonomi, Pandemi hep beraber, el ele verdiler!

Sonra bir dikişte hepsini içtiler…

Göller kurudu…Göletler duman oldu…Derelerde, çaylarda su kalmadı…

Tabi ki bizde hal kalmadı, tükendik, bittik, ne yapacağımızı şaşırdık!

Bütçe her yerinden patlak vermeye başladı.

Eskiler borç bini aştı mı, insan tavuk eti yer derlerdi…Şimdi borç yiğidin kamçısı mesabesinde…

Cep delik, cepken delik, meteliğe kurşun atıyoruz üstelik!

Bütçe demek, ailede kim varsa, hesabını kitabını yapsın demek değil mi?

Bütçe şaşalı, sıkıntılar bütçenin boyunu aşalı çok oldu!

İnsanlar bir elindeki paraya bakıyor, birde fırlayıp gitmiş fiyatlara…

Bütçe yerinde sayarken, fiyatlar neredeyse her gün üzerine yeni rakamlar koyarak, yok öyle, bundan sonra böyle diyorlar!

Böylesi bir bundan sonraya kolaysa yetişinde görelim!

*****

Her baba, yada anne kendi evinin Maliye Bakanı sayılır. Bütçenin bakanı, denkleştireni, bulup buluşturanı, dengeleyeni, yetip artıranı da diyebilirsiniz.

Ancak, bütçeleri kırık-dökük, harap, virane…

Açık veren bir bütçe…

Tahminleri tutmayan bir bütçe…

Enflasyona karşı sahaya her gün 3-0 geride çıkılan bir bütçe…

Memnun gösterilen, ancak içi kan ağlayan insanların yaptığı bir bütçe…

Denkleştiremeyen, gelir-gider dengesi ne yapılırsa yapılsın tutmayan bir bütçe…

Yaralı bir bütçe…

Alacak hanesindekini alamamış, tahsil edememiş bir bütçe…

İhtimal hesapları tutmayan bir bütçe…

Nasıl tutsun, nasıl yetsin, nereye yetişsin bu bütçe?

*****

Bütçe mi, o da ne, diye boşuna söylenmiyor! O bütçe eskidendi, bit pazarlarına nur bile yağsa, geriye gelecek gibi değil! Enflasyonun bu denli yüksek olduğu dönemlerde, ne yapsın bütçe?

Nasıl kendine gelsin? Nasıl kendini toparlasın?

Geldiği gün giden, misafirliği bir gün dahi sürmeyen paranın bütçesi olur mu?

Biz bir tarihte diyelim, siz onu fi tarihinde diye okuyun!

Efendim bir tarihte, bütçe diye bir kazan vardı. Sonra kazanın içinde bir kepçe bulunurdu.

Şimdi göstermelik olarak, asarıatika yani eski eser niyetine kazanda var, kepçede…

O kepçe, kazanın içinde boşa çevrilen, kazanın içinde nevale varmış gibi yapılıp da dostlar alışverişte görsün denircesine boşa döndürülen bir kepçe…

Çünkü, kazan garip, kepçe garip, biz garip!

Kazan var mı, var! Kepçe desen o da var! Yalnız felek bikarar!

Geriye kim mi kaldı? Siz, biz, hepimiz!

El elde, baş başta! Kaldık karakışta!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
Erol Sunat Arşivi

Mecra

12 Haziran 2024 Çarşamba 00:02
SON YAZILAR