MOKE'TTİK

Geçtiğimiz yıl bugün Shaktar Donetsk takımı karşısında Konyaspor'umuzu desteklemek için Ukrayna'nın Lviv şehrine gitmiştim. 95 yıllık tarihimizde camia olarak bir ilki yaşadık ama ilk elin günahı olmazmış, grubu bir puan ile sonuncu sırada tamamladık.

Bu sene de Aykut Kocaman'ın bu şehre bıraktığı en büyük miras ile yine doğrudan Avrupa gruplarında boy gösteriyorduk ki artık geçtiğimiz yıla nazaran daha tecrübeliydik. Yedik, attık; yendik, yenildik derken grupta hatırı sayılır bir puandayken Fransa'nın en köklü takımlarından Marsilya şehrimize, ayaklarımıza kadar geldi. Müsabaka öncesi kağıt üzerinde çok zorlanacağımızı ama zorlansak da kazanacağımızı düşündüğüm maçın ilk yarısında aslında yeşil saha da hiçte o kadar zorlu olmadığını düşünmeye başladım.

Özdilek'in alışılagelmiş Ali Çamdalı, Ömer Ali Şahiner, Ali Turan gibi oyuncuları yedek bırakıp, rotasyona giderek daha diri bir takım ortaya koyma arzusu ilk yarı tutmuştu ki iki üç net gol pozisyonunu bile harcadık. Takım son haftalarda maçın altmışıncı dakikalarında performans olarak düşüyordu ki bu maçta da düştüğü esnada Özdilek önce kaptan Çamdalı'yı, ardından Şahiner'i oyuna alarak takımı ayakta tutmak adına hamlelerini yaptı. Rakip takım Marsilya da Payet'i sahaya sürüp oyun sistemini değiştirip farklı stratejiler belirlerken Mehdi'nin yerde kalmasıyla penaltı kazandık. Usta ayak, takımın dinamosu gibi çalışan Skubic'in penaltıyı gole çevirmesiyle tarihi ana hepimiz şahitlik ettik ama üzerinden on dakika geçmeden rakip skora ortak oldu.

Aptallığımıza doymayalım diyorum ama bunu maalesef hak ediyoruz. On kişi kalmış rakip karşısında son on dakika içerisinde bulduğumuz net pozisyon ile skoru ikiye çıkarabilecekken topu kendi filelerimizde, hatta kendi oyuncumuzun hamlesiyle golü ağlarımızda gördük. Maçın bitiş düdüğüyle biz kaybettiğimiz iki puana üzülürken Marsilya aldığı bir puana seviniyordu. Bundan beş sene önce önüme böyle bir senaryo koysalardı hayat hayallerle güzel derdim ama bugün hayali gerçeğe dönüştürüp Marsilya gibi dünya devi bir takımı elimizden kaçırdığımıza üzülüyoruz. Bugün galip gelseydik belki de çok daha farklı şeylerin hayalini kuruyor, bambaşka şeyler yazıp çiziyor olacaktık ama biz her şeyi kendimiz moke'ttik. Elbette canımız sağ olsun. Zaten şehir olarak bile inanmamışız ki statta yirmi bin taraftar ya vardı ya yoktu.

Evet, iki milyonluk şehirde epitopu yirmi bin kişiyle takımın arkasında anca durduk. Bu camianın başında olanlar, bu şehri yönetenler bu takımı pazarlamayı bilip Başakşehir ve Beşiktaş'ın maçlarına iştirak eden Sayın Cumhurbaşkanımızı bile şehre davet edip konuk edemezlerse balık baştan kokuyor diyebilirim. Tek bir isim hariç futbolcusuyla, taraftarıyla, yönetimiyle hep birlikte sınıfta kaldık.

Sınıfı geçen Skubic ise kendi değerine değer kattı. Onu da bu sezon sonu tıpkı Vukovic, Bajic gibi çok yüksek rakamlara satar; sattığımızı da yanımıza kâr sayar, borcumuzu kapatırız. Sonuç itibariyle Marsilya gibi çok güçlü bir takımı yenemediğimiz için üzülelim mi yoksa bir puana razı olan Marsilya'ya kök söktürdüğümüz için sevinelim mi karar sizin olsun. Sahi tavuk mu yumurtadan çıkar yoksa yumurta mı tavuktan çıkar?

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.