Erol Sunat

Erol Sunat

Sûz-i Dilâra….

Sûz-i Dilâra….

Sûz-i Dilâra, Türk mûsikisinin büyük hâmisi ve bestekârı Sultan III. Selim’in buluşu olup rast perdesinde karar eden ve seyir özelliği bakımından çıkıcı veya çıkıcı-inici olarak kullanılabilen bir makamdı. Bu makama “nigâr” adı da verilmişti.

Osmanlı Sultanları musikiye olduğu kadar şiire ve diğer sanatlara karşıda hamilik yaptılar. Sanatların ve sanat adamlarının yetişmesine kol kanat gerdiler, onların yolunu açan adımlar attılar.

İstanbul Fatihi Fatih Sultan Mehmet, “Avni” mahlasıyla şiirler yazardı.

Muhteşem Süleyman olarak tarihlere geçen, Osmanlı’yı üç kıtaya egemen kılan, Sultan Süleyman,

“Halk içinde muteber nesne yok devlet gibi/ Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi” dizelerinin şairiydi.

Osmanlı Sultanları sanata, şiire, müziğe meraklıydılar. Sanatçıları, şairleri, müzik insanlarını korurlar, gözetirler, sanatçıları icra noktasında bizzat dinleyerek, hem teşvik ederler, hem de onların ardında dağlar gibi durduklarını ahaliye gösterirlerdi.

Böyle olunca da, sanat gelişti, şairler, bestekarlar yetişti. O sanatçıların içinden Buhûrîzâde Mustafa Itrî gibi Hamamizade İsmail Dede Efendi gibi bestekarlar yetişti.

“Bu şehr-i Sitanbul ki bi misl ü behâdır / Bir sengine yek pâre Acem mülkü fedadır” diyen şair Ahmet Nedim Efendi yetişti.

“Avazeyi bu aleme Davud gibi sal,/ Baki kalan bu kubbede bir hoş sada imiş” diyen ünlü Divan şairi Baki yetişti.

“Beni cândan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı / Felekler yandı âhımdan murâdım şem’i yanmaz mı” diyen Fuzuli yetişti.

 

*****

Müzik, neşedir, efkar bulutlarını dağıtandır, strese son verendir, insanın gamını, kederini unutturur. Müzik ruhun gıdasıdır denmesi bir yerde boşuna değildir.

Pandemi denen  illet bizi elden ayaktan düşürdü. Gama boğdu, kedere doğdu, eleme boğdu. Tarifsiz acılar içinde kıvrandırdı.

Sadece Pandemi değildi gelen…

Enflasyon geldi…

Ekonominin kaldıramayacağımız şok dalgaları geldi.

İşsizlik geldi…

Bir anda işinden-gücünden olmak geldi…Beş parasız ve çaresiz ortada kalmak geldi…

Borçlar ve faturalar geldi…Hepsi beraber toplanıp geldiler üstelik.

Eskiden teker teker gelin diye bir cümle vardı ya…

O gelenler toplanıp geldiler…

Akın akın geldiler…

Nefes almaya imkan dahi vermediler.

Dipsiz kuyulara düşer gibi düştük!

Uçurumdan aşağıya yuvarlanırken, tutunacak bir dal aradık!

Sonunda çakıldık kaldık!

 

*****

Moralimiz düzeldi mi? Biraz biraz diyen goygoycuların gözlerine bir bakın. Yalan söyleyen gözler utansın denilen gözlere sahipler!

Haddizatında moralimiz sıfır…

Halimiz Orhan Velilinin o meşhur şiiri gibi.

Ne demişti rahmetli Orhan Veli;

“Cep delik, cepken delik, / Kol delik, mintan delik, / Yen delik, kaftan delik,/ Kevgir misin be kardeşlik!”

Kevgire dönmüşüz, maddi manevi delik deşik olmuşuz, moraliniz nasıl diye soran bile yok!

Kim düzeltecek moralimizi?

Laf mı?

Moral değerlerimiz çökmüş. Acele tarafından kendimize gelmemiz lazım. Orhan Baba’nın dediği gibi, “Bir teselli ver” babından bir şeyler lazım.

Teselli niyetine sıralanan laflar, sıradağlar gibi olsa ne çare?

Laf dediğiniz şeyin kendine hayrı yok!

Kendine hayrı olmayanın bizi teselli edecek bir tarafı olabilir mi?

Lafın, yalan söyleye-söyleye, burnu Pinokyo’dan beter uzadı.

Korkudan aynalara da bakamıyor artık!

Sonunda, adın laf, namın “Laf-ı güzaf” dedik geçtik.

 

*****

Elimizde önemli bir tesellimiz mevcut!

Müzik!

Geriye acı-tatlı melodiler kalsa da…Neşeli ve hüzünlü şarkılar kalsa da…Kederden ve sevinçten dem vuran türküler kalsa da…

Bizi bir yerde teselli ediyor…

Çünkü, öyle garip, öyle mahzun, öyle anlatılmaz bir psikoloji içine girdik ki…

Değil bir şeyler mırıldanmak, bir şarkıyı, bir türküyü hatırlamaya dahi mecalimiz yok!

Neşeyi kaybettik, sarıldık hüzne, ağladık kaldık bir köşede…

Sevgili büyüklerimiz bırakın şu müziğin yakasını…

Yakasından tutulmaması gereken bir tek o vardı inanın!

Bırakın yakasını ki, ister içli-içli çalsın-söylesinler, ister gönül telimizi titretsinler, ister bizi alıp götürsünler bir yerlere…

Girmeyin ne olur müzikle aramıza…Girmeyin ne olur teselli ile aramıza…

Kederleneceksek de, neşeleneceksek de, kendimize geleceksek de buna biz karar verelim…

 

****

Garibim müziğin kime ne zararı var?

Garibim müzisyenler, insan ruhuna hitap eden solistler, sazıyla sözüyle bam telimizden vuran aşıklar, ozanlar kime ne yaptılar, kime ne zarar verdiler bugüne kadar!

Müzik, bugüne kadar kime ne yapmış?

Kime çatmış?

Kime hakaret etmiş?

Kime, sövmüş süpürmüş!

Bırakın, “Evreşe yolları dar” diyelim!

Bırakın, “Hadi gel köyümüze geri dönelim / Fadime’nin düğününde halay çekelim!”

Bırakın, Neşet Ertaş’la bizi başbaşa…

Bırakın, Özay Gönlüm’le, Oğuz Yılmaz’la coşalım.

Bırakın, “Akasyalar açarken” şarkısını söyleyelim.

Bırakın kim hangi müziği seviyorsa, söylesin, dinlesin, müzik sevenleriyle buluşsun!

Sevenler, müziğe kavuşsun.

Bırakın insanlar atsın kendini dışarıya, coşsun, eşlik etsin şarkıya, türküye. O kadar çok morali bozuldu ki insanların, inanın kimse rahatsız olmaz, o saatten, bu saatten, şu saatten!

 

*****

Sûz-i Dilâra, gönül süsleyen demek. III.Selim, gönülleri öyle hoş bir makamla süslemiş ki, yansıması günümüze kadar aksetmekle kalmamış, müziğin gönülleri süsleme, gönülleri rahatlatma özeliğine vurgu yaparak, böyle bir makamı Türk Müziğine kazandırmış.

Sûz-i Dilâra makamından yola çıkarak, gönül süsleyen, gönül açan, gönülleri rahatlatan, gönüllere ferahlık veren, efkar dağıtan, karamsarlıklara son veren müzikle buluşmak, Pandemi sonrasında en büyük teselli kaynaklarımızdan biri olacaktır diye düşünüyorum.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
Erol Sunat Arşivi
SON YAZILAR