Erol Sunat

Erol Sunat

Yabancının Hikayesi

Yabancının Hikayesi

 

Uzun uzun zaman önce memleketin birinde yabancıların pek sevilmediği, ne yaparsa yapılsın tutulmadığı, itibar edilmediği bir şehir varmış. Şehirde yaşayanlar kendi aralarında da çok geçimli sayılmazlarmış. Çekememezlik pek fazlaymış.

Günün birinde şehre bir kervanla yabancı bir adam gelmiş. Şehrin en muteber, en tanınan hanlarından birine inmiş, kendine bir oda tutmuş.

Hancıya, Ağam demiş, ben oldukça uzak bir diyardan gelirim. Bu şehri bana çok anlattılar, methettiler, bu şehirde, yer edinmek, iş güç sahibi olmak, nasip olursa da yuva kurmak isterim.

Hancı bak yabancı demiş, bu şehir iyidir, hoştur, ancak bazı adetlerini bende sevmem. Sen şimdi burada bir ev alsan, yabancının evi, yabancının konağı derler. Dükkan açsan, yabancının dükkanı derler. Evlensen, karına yabancının karısı derler. Çocukların yüz yıl geçse yabancının oğlu, yabancının kızı diye anılır. Kimse seni tam olarak içine almaz, kabullenmez, kendinden saymaz. Bu dediklerime razıysan buyur bir ucundan başla.

Yabancı, tamam hancı ağam demiş. Ben bu şehirde birkaç gün daha dolaşayım. Kararımı ondan sonra vereyim. Şehri bir uçtan bir uca dolaşmış, insanlarla sohbet etmiş, aşhanelerde yemek yemiş, şehrin bedesteninde defalarca tur atmış. Bedesten ağasıyla tanışmış. Varmış Vali Paşa ile görüşmüş.

Hancı, yabancı demiş bir karara varabildin mi?

Yabancı ağam demiş, yabancıları pek sevmiyorsunuz, ancak bu şehirde yabancılar az da sayılmaz. Hancı doğrudur demiş, yabancılar kendi aleminde yaşar, şehir kendi aleminde. Hasta olsan, kimse kapını çalmaz, ölüyorum desen, şifahaneye götürecek adam bulamazsın. Bizim insanımız dışarıdan iyi gözükür. Değil yabancıya, kendi insanına dahi yardım etmez. Huyu huy değildir anlayacağın. İyiler yok mudur? Elbette vardır. İster gurur de, ister kibir de böyle bir ahali yaşar bu şehirde.

Yabancı sabah handan çıkmış, han yakınlarındaki bir aşhanede çorbasını içtikten sonra, hiç bilmediği bir mahalle de yürümeye başlamış. Mahallenin sonuna doğru, bakmış bir evin önünde, dört tane adam bir kızı zorla götürmeye kalkmışlar, kız Allah rızası için yok mu beni kurtaran diye bağırıyor, feryat ediyor, mahallenin evlerinden hiç kimse dışarıya çıkmıyormuş, adamlardan biri, kızı sürüklemeye başlamış.

Yabancı, adamlara yetişmiş. Vurduğunu yere devirmiş. Kızı kaçırmaya kalkan kılıcını çekince, yabancı bir kılıç darbesiyle onu saf dışı bırakmış. Diğerleri korkuyla kaçıp gitmişler. Mahalleli çıkmış dışarı kavgayı seyrediyormuş.

Yabancı, almış perişan haldeki kızı hana getirmiş. Kız sağ ol yabancı demiş.  Şehirdeki eşkıya artık seni rahat bırakmaz. Beni esir pazarına götüreceklerdi. O batasıca mahallenin yarısı akrabam.  Bende ana yok, baba yok. Amca çok, dayı çok ancak, içlerinde adam yok! Her biri kendi oğluna almak ister, lakin bende ölürüm de onların oğullarıyla evlenmem. Esir pazarında satılırım, kaderimdir der geçerim! Ancak benim yüzümden, başına öyle bir dert aldın ki, bu adamlar bu hanı dahi basarlar.

Hancı, yabancıyı kenara çekmiş. Bak yabancı demiş, beni de kendini de kurtarmanın tek bir yolu var. Bu kızla seni hemen evlendirelim. Sen de kurtul, bende, kızda canını kurtarsın. Bu evlilik bildiğin evlilik olmasın. Bu iş can pazarı. Hancı gelmiş kızın yanına. Bak kızım demiş. Senin rahmetli babanı tanırdım. Senin tek bir kurtuluşun var. Bu yabancıyla evlenmek. Bu evlilik yalandan bir evlilik olacak. O da sen de canınızı kurtaracaksınız, benimde ekmek teknem zarar görmeyecek.

Kız da, yabancı da teklifi kabul etmişler. Han’da evlenmişler. Yarım saat sonra, uğursuz tipli on kadar adam hana girmişler. Hancı onların başındaki adama, o kızla yabancı demiş bir saat kadar önce evlendiler. Nikah şahitleri benim. Adamlar her ne olduysa sessizce çekip gitmişler.

Yabancı bu işin içinde bir iş var demiş. Bu olay bir başka şehirde yaşansaydı. Hanı basar, kadının kocasını öldürür, kadını yine alır götürürlerdi.

Hancı, bizde demiş kızlar kolay kolay yabancılarla evlenmezler. Yabancıyla evlenen kız, artık bu şehirden sayılmaz. Lakin sana da bu şehirde ne kimse iş verir, ne de iş kurmana müsaade ederler. Bu kızın babasını ve anasını mal-mülk yüzünden akrabaları ortadan kaldırdı. Adamın ne kadar malı mülkü arazisi varsa kendi aralarında pay ettiler. Bu kıza da, bir süre benim hanımım baktı. Sonra anasının anası geldi aldı gitti. Üç sene kadar önce kız geri geldi. Viran evlerini tamir ettirdi oturdu. Bu seferde kendi oğullarına almak istediler. Kız kabul etmeyince de esir tüccarlarıyla anlaştılar. Ancak senin engel olabileceğini hesaba katmadılar.

Bu kız çok akıllı, güzel, çok da cesur biridir. Bana kalırsa bu yalandan evliliği bu şehirde değil, git bir başka diyarda bitir. Burada devam ettirme.

Yabancı, hancıdan ayrıldıktan sonra, kızın yanına gelmiş. Bu şehir senin içinde, benim içinde tehlikeli demiş. Seni buradan götüreyim. Vardığımız ilk diyarda, sen yoluna, ben yoluma…

Kız olmaz demiş, ben bu şehirden hiçbir yere gitmem. Anamın anası çok zengin bir kadındı. Şu anda bu şehrin en zengini benim. Akrabalarım olacak o hainler altından başka güç tanımaz bilmezler. Bana yardım et. Onların hakkından geleyim. Sonrada sen yoluna, ben yoluma…

Yabancı, bana uyar demiş. Sen böyle gözü kara olduktan sonra, başlarına gelecekleri onlar düşünsün!

Altın tarihin her döneminde kapıları açar denmiş. Önce şehrin en güzel konaklarından birini almışlar. Sonra da, Bedestenin orta yerinde en iyi dükkanlardan birini. Yabancı, karısının oturduğu mahalledeki akrabalarını araştırmış. Olayı deşmiş, birde bakmış ki, herkes olayın içinde. Bir zamanlar şehrin en zengini olan kızın babasını, kızın anasıyla birlikte kervanla Payitahta giderken, kervanı basıp öldürtenler en yakın akrabalarıymış. Katilleri de esir tüccarları…

Yabancının geldiği diyardan o şehrin hiç tanımadığı dostları ve adamları esir tüccarlarının kervanını basıp, tüccarların başını yakalamışlar.  

Esirci başı, Yabancı demiş, nesin, kimsin, necisin bilmem, ancak sende tekin biri değilsin. Ancak şunu bil, kızın en büyük amcası bu işte yalnız değil, şehirde Bedesten Ağasıyla ortak. Kız iki-üç yaşlarındayken babası Bedesten Ağasıydı. Herkes çok sever görünürdü ağayı. Kervanı bastık. Ağayı ve karısını öldürdük. Kıza kıyamadık. Adamlarımdan birine bu kızı al, hancıya götür dedim. Hancının karısı baktı bir iki yıl, sonra, ağanın karısının anası aldırmış çocuğu izini sürdük bulamadık.  Kızın Amcası, ortağını Bedesten Ağası yaptı. Adamın nesi var nesi yok, bütün akrabaları arasında bölüştürdü. Yaptığı işe herkesi ortak etti. Bana da kızı kaçır, esir pazarının birinde sat, bu olayı da artık kapat dedi. Lakin sen kızı kurtardın, bizde olay çok daha büyüsün istemedik. Vali Paşa, yabancının arkasında dediler, şehirden çıkmadan hepiniz yakalanırsınız dediler vazgeçtik.

Vali Paşa, üç-beş gün sonra kızın büyük amcasını huzuruna çağırmış. Sana demiş bu şehrin Beyi diyorlar. Ancak, uzun yıllar önce ağabeyin ve yengen şüpheli bir şekilde bir kervan baskınında öldürülmüş. Evladına hancı bakmış, karısının anası almış gitmiş. Kız bu şehre gelince de, yine sahip çıkmamışsın, bu ne iştir, sen nasıl bir Beysin?

Kızın Amcası, Vali Paşa demiş sana anlatılan hikayeler doğru değil, velev ki doğru bile olsa üzerinden uzun yıllar geçti. Ne yapacaksın yani, beni zindana mı atacaksın, asacak mısın? Payitahtta ki Vezir Hazretleri bir dediğimi iki etmez, senin de bu işlere gücün yetmez!

Vali Paşanın makamının yan tarafına gizlenmiş olan yabancı benim gücüm yeter demiş. Amca, sen de kimsin demiş, yeğenimle evlendin diye başımıza ali kıran baş kesen mi kesildin? Nihayetinde yabancısın. Yabancılığını bil. Yabancı ben demiş, yıllar önce bu şehirden olan ve senin öldürttüğün Vali Paşanın oğluyum. Sultanımızın emriyle, bu şehre geldim. Elimdeki ferman senin ölüm fermanın. Muhafızlar amcayı derdest etmişler atmışlar zindana. Amcanın suç ortakları da akşama kadar tek tek toplanmış.  

Yabancı, akşam evine varmış. Karısına, mesele halloldu demiş. Sen de, bende ailemizi katleden insanları bulup ortaya çıkardık. Bundan böyle hayatını rahatça sürdürebilirsin. Seninle kavilleştiğimiz gibi, yarın bu yalancı evliliği de sonlandıralım. Sonra da sen yoluna, ben yoluma…

Kız, olur tabi de demiş, ben yoluma sensiz devam etmek istemiyorsam…

Ondan sonra ne mi olmuş?

Şehir şehire, yabancı yabancıya, kız kıza, han hana, hancı hancıya, kervan kervana, amca amcaya, ahali ahaliye, Bedesten Ağası Bedesten Ağasına, Vali Paşa Vali Paşaya benzer…

Bir kıssadır anlatılan. Her kıssadan bir hisse alına denmiştir. Bu hikayede, anlatılanlarla bir benzerlik var ise, tamamen tesadüften ibarettir. Ne kimse gönül koya, ne de alınganlık göstere…

Sürçü lisan eylediysek affola…

Bir daha ki sefere daha güzel bir hikaye anlatırız inşallah…

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
Erol Sunat Arşivi
SON YAZILAR