Abdurrahim Karakaoç’a vedâ

"Kör dünyanın göbeğine/ Hak yol İslâm yazacağız/ Kuşların gözbebeğine /Hak yol İslâm yazacağız."

 

 

Şair-Yazar Abdurrahim Karakoç'u, gençliğimde çok sevdiğim bir marşın "Kör dünyanın göbeğine/ Hak yol İslâm yazacağız/ Kuşların gözbebeğine /Hak yol İslâm yazacağız" dizeleriyle tanıdım.

İlk aldığım şiir kitabı ise; 14.6.1978 tarihli üzerinde besmele-i şerifin yazılı olduğu silaha benzer "VUR EMRİ" adlı eserdi.

Geçtiğimiz Mart ayında şehid Muhsin Başkan'ın şehadetinin yıldönümü münasebetiyle gittiğimiz Ankara'da, ilk ziyaretimizi yolumuzun üzerinde olması dolayısıyla Bağlum Mezarlığı'na yapmıştık. Seyyid Abdülhakim Arvâsî hazretlerinin kabri şeriflerinden sonra Abdurrahim Karakoç'un mezarı başında dua etmiştim. Müteessir olmamdan dolayı onun hakkında bir vedâ yazısı ne yazık ki bugüne kadar yazamamıştım. Karakoç’un bestelenen “Sarı saçlarına deli gönlümü/ Bağlamışım, çözülmüyor Mihriban” şiiri o kadar hoşuma gidiyor ki…

Hele “‘Yâr’ deyince, kalem elden düşüyor/ Gözlerim görmüyor, aklım şaşıyor/ Lâmbada titreyen alev üşüyor” demesi yok mu…

Şu dünyada şiiri şiir gibi yazan Karakoç açısından aşk kokan Mihriban şiiri sanki tesbihdeki dane gibidir.

Şiir ve hiciv sanatında öylesine usta ki…

Herkes böylesine ne Mihriban’ı sevebilir ne de ona Karakoç gibi öylesine “lâmbada titreyen alevi üşütecek” kadar bağlanabilir!..

Onun bütün şiirleri Anadolu kokar ve Anadolu insanının dertlerini, üzüntülerini ve acılarını dile getirir. ‘Hasan’a Mektuplar’dan tutun ‘İsyanlı Sükut’, ‘Görünen Köy’, ‘Işıklı Haberler’den ‘Haberler Bülteni’ ve ‘Diyalog’a; ‘Masal’, ‘Püsküllü belâ’, ‘Reçete’, ‘Emmoğlu’, ‘İtler Resmi Geçidi ve ‘Sokakların Şehri’ne varıncaya kadar her biri sosyal konuları içerir ve içtimai olduğu kadar felsefidir de…

Her bir mısra’ı ve kıt’ası edebiyatımız açısından ayrı bir doktora ve tez yapılacak kadar kıymetlidir.

 

KENDİ DİLİNDEN TARİFNÂME

Şairimiz Karakoç, kendisini kendi dilinden şöyle tarif etmişti:

“Ebedî kudretin tek sahibinden alınan emir üzerine 1932 yılında dünyaya gelmişim. Çocukluğum şöyle-böyle geçti.

Kıt imkânlara, kıtlık yıllarına rağmen hâlâ o günleri özlerim. Birçok kimseye o yılları anlatsam, 'Özlenecek neresi var? ' diyebilirler, amma ben hep çocukluk yıllarımı sevdim. Şiir yazmaya küçük yaşlarda başladım. Zaten bizim oralarda her genç şiir yazar. Bu tutku başka bir meşgalenin veya işin olmayışından kaynaklanıyor gibime geliyor. Ben de avareydim, boşluğumu şiirle doldurmaya çalıstım.

Benimle şiire başlayanlar yalnızlıktan, yardımsızlıktan dökülüp gittiler.

Bana gelince:
Sağolsunlar, iktidarların ve muhalefetin irikıyım politikacıları, ihtilal cuntacıları, 'bilimsel' cüppeliler, entellektüel züppeler, millî soyguncular, sosyete parazitleri, sermaye sülükleri, zulüm-işkence makineleri, adalet katleden hukukçular, dalkavuklar, üçkağıtçılar v.s. hep bana yardımcı oldular. Şiir malzememi veren onlar, öfkemi bileyen onlar oldular. Yardımlarını inkâr etmiyorum, fakat teşekkür de etmiyorum.

Dinsizlerin değil, din düşmanlarının, yani İslâm düşmanlarının da az yardımı olmadı. Bir bakıma dinî duygularımın kuvvetlenmesine vesile oldular.

En uygun zamanda yaşadığıma inanıyorum. Yardımcılarım (!) var oldukları sürece yazmaya devam edeceğim. Allah (cc) kısmet ederse...”

 

KARAKOÇ’UN VASİYETİ

Kendi vasiyeti şöyleydi:

"Ben nerede ölürsem oraya defnedin. Orada Müslüman toprağı, burada Müslüman toprağı ne fark eder? Cenazemde alkış ve çelenk istemiyorum."

Vasiyeti harfiyen yerine getirildi. Memleketi Kahramanmaraş olmasına rağmen naaşı kendi memleketine değil de Ankara'nın en yüksek mevkisinde bulunan bir güzel kabristana defnedildi. Vasiyeti üzere eğer Konya'da son nefesini vermiş olsaydı ya Musalla'ya ya da Üçler'e defnedilirdi. Enderhan Karakoç’un Selçuk İletişim Fakültesinde akademisyen olması dolayısıyla torunlarını görmek için Konya’ya sık sık gelip giderdi. Evliyâlar ve enbiyâlar diyârı Konya’yı da severdi.

Rahatsızlandıkları vakit Konya Selçuk Üniversitesi Selçuk Fakültesi Hastanesi'nde Dr. Mustafa Güçlü ve diğer arkadaşlarla birlikte "geçmiş olsun" ziyaretine gitmiştik. Bu ziyaret Abdurrahim ağabeyi son görüşüm oldu.

Âdeta kendisine vedâ niteliğindeydi..

Pencerede duran orkideyi göstererek “Bu çiçek o kadar çok koşuma gidiyor ki” demişti. Çiçekler içerisinde en çok sevdiği çiçeğin orkide olduğunu o zaman öğrenmiştim.

Nûr içinde yatsın.

Vefatının beşinci sene-i devriyesinde rahmetle yâd ediyorum.

Kabir taşında, “Dâvâ felsefem” dediği ve ülkücü şehit kardeşlerimizin cenazelerinde sloganlaşan şu dizeler yazılıdır:

 

Şair-Yazar

Abdurrahim Karakoç

(7.4.1932 - 7.6.2012)

 

“Ben milletim uğruna adamışım kendimi

Bir doğrunun imanı, bin eğriyi düzeltir.

Zulüm azrail olsa hep hakkı tutacağım

Mukaddes dâvalarda ölüm bile güzeldir.”

 

AZİZİM DİYOR Kİ…

 

“Ya… İşte tarihin böyledir oğul!

Geçmişten hız alsın geleceğin de.

Göster Türklüğünü tunç bileğinle!

Bu dine, bu ırka bu toprağa

Sataşmak isterse herhangi bir gâvur:

-Vur ALLAH aşkına vur!”

 

VUR EMRİ – A. Karakoç

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.