Uğur Özteke

Uğur Özteke

DEDE OLAN SİYASİLER NİYE TORUNLARI İLE GÖRÜNTÜLENMEZ?

DEDE OLAN SİYASİLER NİYE TORUNLARI İLE GÖRÜNTÜLENMEZ?

Evet haftanın okurlarımız için büyük bir kesiminin tatil gününde sizlerle birlikteyiz. Biz de bugün genel anlamda verdiğimiz sözü tutup kimseyi üzmeyeceğiz ve rahat bir yazı yazmaya çalışacağız.

Allah’a şükürler olsun biz de “dedeler grubu”na dahil olduk…

Hayatın ve mesleğin koşturmacasından dedeliğin ne olduğunu inanın anlayabilmiş değilim. Ama yine de rabbime sonsuz şükrediyorum. Dostlarımız, büyüklerimiz ve okurlarımız bize artık “dedeeeee” diye takılırlarken çok sevdiğim ve görüşlerine tespitlerine büyük saygı duyduğum dede bir politikacı abim ile sohbet ederken o da bize takıldı “Bak Uğur abi sen dedeliğini ilan ettin. Ama biz dede olan siyasetçileri hiç kucağımızda torunlarımızla gördün mü? Hiç bizi ya da dede olan siyasetçileri torunlarımızla fotoğraflarını çektin mi? Yaaa abi! Bizim hâlâ daha çok işimiz var. Biz dedeliği kabul etmeyiz” diyordu.

Sonradan düşündüm vallahi çok da doğru söylemişti bizim ağır ve çok tecrübeli dede siyasetçi abimiz.    

DAVUTOĞLU’NUN KİTAP FUARINDA NE İŞİ VAR?

İki üç gün önce Sayın eski Başbakanımız hemşerimiz Davutoğlu ile ilgili bir yazı yazdım ya. Yazının çıktığı gün iki ayrı isim aradı. İkisi de Sayın Davutoğlu’nun kitapları olmasına rağmen şehrimizdeki kitap fuarına çağrılmamasına tepki veriyorlardı. Dahası birisi ile sohbeti uzatınca dananın altında buzağı arıyorlardı.

Bu dostlarıma da söyledim. “Allah aşkına yapmayın etmeyin. Koskoca Başbakan’ın bir devlet adamının kusura bakmayın ama bu fuarda ne işi var? Lütfen biraz ciddiyet…”

BUNU HEPİMİZ OKUMALIYIZ

Eski Devlet, Milli Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanlarından Hasan Celal Güzel Bey rahmetli olduğu günden itibaren dostlar birbirlerine biraz sonra aşağıda sizlerle paylaşacağım bir makalesini gönderiyorlardı. Sonra bunu benim köşeme taşımamı ısrar ettiler. Bir yerde hakkılar. Gözlerinden kaçıran okurlarımız olabilir. Sosyal medyaya küs olanlarımız olabilir. Buyurun rahmetlinin ibretlik makalelerinden birisi. 

MEĞER BEN NE ENAYİYMİŞİM

(Sayın Milletvekillerine ithaf olunur )

Efendim, artık 68 yaşında, su katılmamış bir avanak, hakikî bir budala ve gayrikabil-i ıslah bir 'enayi' olduğumu itiraf ediyorum.

Bana küçük yaşımdan itibaren 'beytülmal'ın mukaddesliğini öğretmişlerdi.

Hiç kimse 'Devlet malı deniz, yemeyen domuz' dememişti.

Bütün ömrüm tâbir-i âmiyanesiyle 'eşşek gibi' çalışmakla geçti.

Çalışma hayatımda tek gün dahi izin kullanmadım.

Bir gece bile doyasıya uyuyamadım.

Kimileri bana 'uykusuz müsteşar' adını takıp uçup kaçtığımı söylerdi ama 'Ne akılsız adam yahu!' şeklindeki fısıltılar, her gün yüzlerce telefon konuşmasıyla çınlayan kulaklarıma kadar gelirdi.

Üzerinde 'T.C. Hükümeti' yazan kurşun kalemleri, silgileri ve kâğıtları, sadece resmî hizmetlerde, âdeta okşar gibi incitmemeye çalışarak kullanırdım. Çocuklarım devlet malına ellerini dahi süremezlerdi. Plakaları kırmızı ve siyah renkli resmî arabalara bir defa dahi binmediler. Yüzlerine bakmaya kıyamadığım Mustafam ve Elifim, bir saat daha az uyuyup belediye otobüsleri ve okul servisleriyle okula gittikleri esnada, bendeniz müsteşarlık ve bakanlık yapıyordum. Bırakınız eşime araba tahsis etmeyi, evde devletin personelini çalıştırmayı; idarecilik ve siyaset hayatımda lojmanda oturmadım. Koruma görevlisi de kullanmadım. Arabamın önünde ve arkasında fiyakalı eskortlar hiç bulunmadı.

Meğer ben ne enayiymişim!...

*

Yaptığım enayiliklerin haddi hesabı yoktur... Meselâ, bendeniz milletvekiliyken -birkaç zarurî toplantı dışında- Meclis lokantasında yemek yemezdim. Zira, burada çalışanlar kamu personeliydi ve çok ucuz olan yemekler milletin kesesinden sübvanse ediliyordu. Sonra, çok beğendiğim halde, aynı gerekçelerle TBMM Sigarası da içmedim. Ceplerim şıkır şıkır metal jetonlarla dolu olarak dolaşır, özel görüşmelerimi kulisteki ankesörlü telefonlarla yapardım. O zaman 'beleş' cep telefonlarımız da yoktu.

Hiçbir hediyeyi kabul etmez; ya reddeder veya demirbaşa kaydettirerek devlete intikal ettirirdim. Yıllarca üst yöneticilik, müsteşarlık, bakanlık yaptım; hâlen evimde bu dönemlere ait -bronz plaketler dışında tek bir hatıra eşya göremezsiniz.

Benim anladığım mânâda siyasete 'Zengin girilir, fakir çıkılır'. Biz enayiler, devlet hizmetini ve siyaseti böyle anlıyoruz. Siyasî hayatımda önüme çıkan yüzlerce fırsatı teperek mal mülk edinmedim. Bilâkis, ANAP'taki Genel Başkanlık mücadelesinde, Bond çantalarda getirilen paraları reddederek, eşimin SSK kredisiyle aldığı Oran'daki daireyi; YDP'nin kuruluşunda da babamdan kalan Malatya'daki ev ile dedemden kalan Gaziantep'teki evin bana düşen hisselerini harcadım.

Bu arada, eşimin uzmanlığıyla ve alın teriyle hak ettiği 'Vakıflar Genel Müdürü' olarak tayin kararnamesini, nasıl engellediğimi de unutmayayım.

Sadece bununla kalsa neyse... ANAP döneminde, şiddetle muhalefetime rağmen çıkarılan 'kıyak emekliliği' reddedip tek maaşa devam ettim. Bu haksız uygulama hâlen devam ediyor. Başbakanlık Müsteşarı'yken, milletvekili maaşlarının buna göre ayarlanmasını gerekçe göstererek kendim için sözleşme yapmadım ve üç yıl müddetle emrimdeki daire başkanlarından bile daha az maaş aldım.

Meğer ben ne enayiymişim!...

*

Şimdi 70'ine merdiven dayadım. Hâlâ kirada oturuyorum. Kendime ait tek mülküm kitaplarım... Yani, sizin anlayacağınız, gerçek anlamda 'Dikili ağacım dahi yok'. Hizmet hayatım boyunca, muhatabımın bıyık altından gülerek dinlediği, 'Bu fukara millete ben bu masrafı hiç yaptırır mıyım?' lâfım vardı.

Sevgili okuyucularım, bu yazdıklarımı okuyup da sakın bütün bunlardan pişmanlık duyduğumu sanmayınız. Enayilik öylesine içime işlemiş ki geriye dönmek mümkün olabilse gene aynısını yapardım.

Beni bütün 'enayiliğime' rağmen kimseye muhtaç etmeyen Yüce Allah’ıma hamd ediyorum.

...Hasan Celal Güzel...”

…………

Mekanın cennet olsun güler yüzlü güzel insan.

Ama bizim yani millet nezdinde yine çok bilinen bir söylem vardır “rahmetli oldu badem gözlü oldunuz yaa” sizde bu insanlar kervanına dahil oldunuz. Yüce Rabbim bizleri ıslah etsin inşallah…

 

GÜNÜN OKKALI SÖZÜ

Hesap gününü ve hesabını unutmayın. Ama sadece Allah’a vereceğimiz hesabı.

 

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Bazı araç sürücüleri ile geneldeki motor ve bisikletliler Nalçacı’da Yeşil Meram Kavşağında sola dönülmez işaretine uydukları zaman daha iyi ADAM oluruz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
5 Yorum
Uğur Özteke Arşivi
SON YAZILAR