GÖZ BOYAMAYI KİMDEN ÖĞRENDİK?

Bundan belki de 60 yıl önce, yani bizim neslin çocukluk yıllarında, sütçülerin süte su katması şayiaları ve dedikoduları ve sonra şikayetler üzerine suçlarını itiraf etmeleriyle başlamıştı göz boyamalar, açıkgöz davranışlar.

O zamanlar gıda teröristi tabirleri bilinmiyordu.

Sucuklara katılan at, katır ve eşek etleri de polisimizin baskınlarıyla, vicdan sahibi insanlarımızın şikayetleriyle ortaya çıkarılıyordu.

Yine o yıllarda yayınlanan mizah dergilerinde, bu konular karikatürlere ilham kaynağı olurdu.

“Suya süt katmadığımızı iftiharla ilan ediyoruz.” “Sucuklarımız halis-mulis eşek etindendir.”

Benzeri cümlelerle, bu türden yanlışlıklara dikkat çekilir, süte su katanlar, sucuklarını eşek etinden, katır ve at etinden yapanlar ifşa olur, bir daha o şehirde, ilçede esnaflık yapamazlardı.

Çünkü, onlardan kimse bir daha alışveriş yapmaz, toplum onları dışlardı.

Hileli gıda konusunda insanlar çok daha dikkatliydi.

Bugün sahtekarlar, hilekarlar, merdiven altı cambazları çağ atladılar. Sağlığımıza ve hayatımıza kastetmekten çekinmiyorlar!

Kalitesiz çaya kimyasal boya katarak, tek kelimeyle milli keyfimize limon sıkanlarda son günlerin gündemi. Firmaların isimlerinin ifşa edilmesi, yayınlanması ne kadar caydırıcı, önümüzdeki günlerde belli olacak. İnsanımızın ekonomik olarak alım gücünün düşmesi sonrasında, dışı marka, içi estağfurullah yani merdiven altı olan ürünlere yönelme ciddi ve tehlikeli boyutlarda.

 

KÂR HIRSIYLA GÖZÜ DÖNMÜŞ OLANLAR ENGELLENEMİYOR!

Bozuk, küflenmiş ürünler merdiven altı işlemlerden geçtikten sonra, bir çok ünlü markanın ürünüymüş gibi piyasaya sürülüyor.

Bunu yapanlarda ne vicdan var, ne Allah korkusu!

Sofralarımıza koyduğumuz ürünler zehir yediğimiz ürünler olarak yan yana diziliyorlar!

Hangisine elinizi uzatsanız işiniz kül!

Bu sahtekarların insanımızın hayatını ve sağlığını hiçe sayması karşısında yapılan mücadele ise cılız ve yetersiz!

Mesela, şeker yerine glikoz yediğinizin farkında mısınız?

Hazır köftelerin içinde, et yerine neler var biliyor musunuz desek, kimse dönüp bakmıyor?

Gerçek köftenin dörtte bir fiyatı olan köfteden,

İçinde ne olup olmadığına aldırmaksızın iki kilo aldım diye sevinende bizler değil miyiz?

Peynir yerine yağ kullanıyorlar diyenlere inanmak istemiyoruz!

Ürünlerin çoktan bitmiş, tükenmiş ömrünü uzatıyorlar,

Tadını ve albenisini yani görünümünü kurtarmak için katkı maddeleri ve kimyasal kullanıp,

Hemen hepimizin sofralarına zehir ve hastalık saçmakta tereddüt etmiyorlar!

Herkes, alıyor, bende aldım, param bu kadar, anca buna yetiyor diyenler haksız mı?

 

BUNU YAPANLARIN ELLERİ KIRILSIN DEMEK YETİYOR MU?

 Karabibere kanserojen boya katılıyor desek, inanmayanlar daha fazla.

 İçtiğiniz meyve suları ve limonataların, küflenmiş, bozulmuş, ezilmiş meyvelerden yapıldığını! meyve

Yağlı tulum peynirine nişasta katanların elleri kırılsın deseniz ne olacak?

Lahmacunların içinde kıyma niyetine yağ ve kemik külü koyanlarda bu insanlar!

Zeytinlerin o güzel koyu renklerini kimyasal boyalarla yapanlarda onlar!

Tereyağın içine bitkisel yağ karıştıran sahtekarlarda onlardan başkası değil!

İnciri hidrojen peroksitle ağartanlar, altın sarısı renge kavuşturanlar, kurtlu, bozuk ve ezik olan incirlerde ziyan olmasın babından onlardan da incir lokumu yapıp piyasaya sürüyorlar!

Ne utanıyorlar ne sıkılıyorlar!

Çamaşır suyu, bayat tavukların imdadına yetişiyor, bayat tavuk, aklanıp paklanıyor beyazlıyor, alın size, beyaz et, afiyet olsun diyorlar!

Kaşar peynirinin tazesine çok ucuzmuş, yarı fiyatına adlım diye seviniyorsunuz değil mi? Sevinin, sevinin, içinde margarin ve patatesten başka bir şey yok!

Sosis ve sucuğun içinde hayvansal atıklar ve sakakattan başka bir şey bulunmuyor. İnsanlar espriyle karışık, keşke at eti filan olsaydı diye takılıyorlar!

Bakliyatta ne ararsanız var. Pirinçleri karıştıranlar, baldo diye karışık pirinçleri piyasaya sürenler, hele ambalajsız ürünlerde istedikleri gibi at oynatanlara yetişilecek , akıl sır erecek gibi değil!

Pirinci daha düşük fiyatlara satanların karışık pirinçlerine bakan da yok, aldıran da, ucuz pirinç aldım diye sevinen vatandaşlar, karışık mı , değil mi diye sormuyor bile.

 

GÖZÜNÜZÜ DÖRT AÇIN DİYORLAR, İYİ DE SİZ NE YAPIYORSUNUZ?

Sahtecilik, sahtekarlık ciddi boyutlarda,  Gözünüzü dört açın diyorlar! Gözünü esas dört açacak olanlar neden açmıyor diye soran yok!

Sorulsa da, aldıran yok!

Denetim mekanizması, verilen cezaların caydırıcılığının zayıf olması, denetimlerin vatandaşa göre, tavşan kaç tazı tut babından, adeta haberli denetim şekline dönüştüğü düşüncesinin insanımıza hakim olması, sağlıklı denetim yapılsa, başta fırınlar olmak üzere dün ya kadar yerin kapatılabileceği de dillendirilen konulardan.

Ekmekten baharata, zeytinden bakliyata kadar sahtecilikte ve sahtekarlıkta elimize su dökülecek gibi değil!

Eskiden ucuz etin suyu kara olur diye bir anlayış vardı!

Organik ürünler ateş pahası…

Organik ürünlerin dahi cılkının çıktığı, çıkarıldığı günümüzde, herkesin uzaman olması, ürün kalitesinden anlaması mümkün değil!

Satıcının insafına, vicdanına kalan bir manzara hakim!

Merdiven altı ile uğraşanlarda ise bu duygular hak getire!

 

OLUR, OLUR BAL GİBİ OLUR!

Mesela bal…Süzme bal evlere şenlik…Arıyı sorsan o da ne diyecek durumda, arıyla karşılaşmamış, arıyla tanışmamış ballar var!

“Arı görmemiş bal” bal olur mu? Olur, olur bal gibi olur şarkısını hatırlıyor musunuz? Arısız, zahmetsiz, bir bal. Fiyatı uygun, bitmeden birkaç kilo al diyorlar!

Ticari glikozun içine bir miktar polen konuyor, renklendirici ve esans katıldıktan sonra, alın size sahte bal! Ne arıya gerek var, ne kovana, nede arı ülkenin en güzel çiçeklerinden bal yapsın diye, şehir şehir gezdirmeye…

Birde arıya çuval çuval şeker yedirip, yapay bal yapanlar var! Arı var mı var!, Kovan var mı? İşte kovan diyorlar! Ne arı yoruluyor, ne de arıcılar!

Ben yapmadım, o yaptı diye, günahı, suçu taksiri arıya yükleyip, balları, çiçek balı, çam balı diye satıp sahtekarlığımıza arıları da alet etmekten çekinmiyoruz.

Merdiven altı belli ki çok sevilmiş durumda.

Bu konuda tutulan raporlar, hem çok ciddi, hem de çok çarpıcı!

Bizlerin sağlığıyla oynayan bu insanlara verilen cezaların çok daha ağırlaştırılmasın gerekiyor.

 

SEVGİLİ OKURLAR!

Zeytinyağını şöyle test edin, böyle test edin diye akıl verenler, aldığınız yağ gerçek sızma yağı mı, değil mi diye akıl veriyorlar. Aynı akıl vermeler, peynirde, meyve suyunda, sucukta, ekmekte de yapılıyor!

Çare arayanların, “yeminli gıda denetimi” kurulmasını önermesi tesadüf değil. Aynen Yeminli Mali Müşavir sisteminde olduğu gibi, Yeminli Gıda Denetim Uzmanlığı benzeri bir yapı oluşturulup,  gıda terörü ve gıda teröristleriyle mücadele etmenin yolu açılmalı diyenlerde az değil!

Çünkü mevcut denetimciler bu işe yetemiyorlar! Ne imhaya yetişebiliyorlar ne de bu işin önüne geçebiliyorlar!

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum