Prof. Dr. Fikret Akınerdem

Prof. Dr. Fikret Akınerdem

14 MAYIS ÇİFTÇİLER GÜNÜ

Bu zor zamanlarda tarımsal üretimin ve çiftçilerimizin değerini bir kez daha anladık. Tarlasında üretimine şartlar ne olursa olsun devam eden üreticimize minnettarız” dedi, Karatay Ziraat Odası Başkanı Rıfat Kavuneke.

Rıfat Başkan’a teşekkür ederim ancak bildirisinin içeriği yeterli değil. Başkan hatırlatma görevini yapmış olsa da tarımı ve tarımın hamalı, emekçisi, üreticisi; mutfağında ki insanını daha kuvvetli ve daha ısrarlı vurgulaması gerekirdi. Yine de teşekkür ederim

Bu sözüm sadece Rıfat Başkana değil, tüm toplumlara, tüm insanlığa, tüm dünyaya, fakir-zengin, avam-havas herkesedir.

İşin muhatapları bundan sonra tarımı diline alırken daha bir farklı duygularla yaklaşmalıdır.

Yaz kış, soğuk sıcak demeden, elleri parça parça olmuş tarım işçisini, sırtına aldığı 50 kg lık patates soğan taşıyan köylüsünü, tartarken soğuktan veya sıcaktan eli yanan kantarcısını hatırlamalıdır.

Meyvesini, sebzesini tarlasından ambarına veya deposuna taşıyan henüz yaşı 13-15 yaşında olan çocuk emekçisini düşünmelidir.        

Henüz okullar kapanmamışken ailesiyle beraber mecburen tarımda çalışmaya giden göçmen çocuk işçisini ve tüm aile fertlerini anmalıdır.    

Pazarından ürününü alırken, mutfağında yemeğine işlerken, elindeki lokmasını ağzına atarken ve hatta lokmasını yutarken hatırlamalıdır tarımcısını.

Her kim mutfağında kalan bir pirinç tanesi, bir dilim ekmeği, bir yaprak marulu, soyarken salatalığı, domatesini, çöpe atarken bir parçasını iyi düşünmelidir, bunun emekçisini.

Lokantada, aşevinde, misafirhanede önüne getirilen çorbasını içen, ardından kebabını, tatlısını götüren tüketicim akılına getirmelidir verilen emeği.

Hele de lüks otellerde açık büfelerde tabağına birini alıp, diğerini koyan, yemeyeceği kadar yığan açgözlüm, ardından da yarısını atan yerli turistim hatırlamalıdır Korona günlerini.

Hele de hele lüks malikânelerde yağlı göbeği üstünde karnını kaşıyarak tabağında ki meyvesini yutan ağam, hatırlamalıdır üreticisini; oturmalıdır, düşünmelidir, üretilmezse ne olur diye.

Daha da ötesinde:

Ayağı çamur, sırtı terli, yakası yağlı köylüsünü, çiftçisini; esnaf, tüccar, sanayici, pazarlamacı güler yüzle karşılamalı, selam durmalıdır.

Devlet kapısına gelen çiftçisini başta tarım çalışanı resmi otoriteler kapıda karşılamalıdır, çayını kahvesini söylemelidir; saygı duymalıdır hamisine.

Çiftçisini kurumsal olarak temsil ettiğini söyleyen dernek, birlik, kooperatif yöneticileri, sendikacısı çiftçi haklarını konuşurken hamaseti bırakmalı, hele de yurt içi ve yurt dışı seyahatlerinde kurumundan harcadığı her kuruşun hesabını vereceğini aklından çıkarmamalıdır.

Son söz yazarlara, akademisyenleredir ki; bizler de bu çemberin dışında değil tam merkezinde, ortasında olduğunu ve üzerine düşeni yapması gerektiğini bilmelidir. Yazarken doğru şeyler yazmalıdır, tarım içinden-dışından olan ve yalan yanlış yazan ve konuşanlara tepki göstermeli; ÇİFTÇİLER GÜNÜNÜN DİĞER GÜNLERDEN FARLI OLDUĞUNU İDRAK ETMELİDİR.  

Hülasa tarım ve tarımcı bir ülkenin vazgeçilmezidir. Bunu herkes çok çok iyi bilmelidir. Çiftçiye bu coğrafyayı bana yurt tuttun, vatan yaptın, devlet kurdun, özgür kıldın gözüyle bakmalıdır.  

Çiftçi kardeşim sizler de kendi yerinizi ve değerinizi biliniz, suyu, toprağı ve parayı israf etmeyiniz.

Daha ötesini Mevla’ma havale edelim. İsrafsız günlerle, kalın sağlık ve huzurla.    

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
4 Yorum