Prof. Dr. Fikret Akınerdem

Prof. Dr. Fikret Akınerdem

BİR ANADOLU Kİ

Bu hafta çeşitli sebeplerle epeydir yapamadığım bir Anadolu turunu gerçekleştirmeye başladım. Konya’dan başlayan seyahatim Anadolu’nun batısına; Afyon-, Kütahya üzerinden Balıkesir- Edremit’e kadar uzanacak, İnşallah. Dönüş zannederim faklı güzergâhtan olacak gibi.

İlk durağım Kütahya Yoncalı oluyor. Yoncalı tam bir termal sağlık merkezi. Yoncalı’ya ilk 20 yıl evvel gitmiştim. Bir iki göze çarpan termal oteller dışında orta halli köy görünümünde idi. İkincisini 10 sene öncesinde bir toplantıya katılmak üzere yapmış ve 3 gün kalmıştım. O zamanda biraz daha gelişmiş durumda, yer yer kalabalıklara rastlanıyordu.

Bu üçüncü gelişimdi. Hani insan “keşke” der ya, işte onun gibi oldu. Oldukça büyümüş, gelişmiş, yeşil alanlar, yollar yapılmış, lüks denilebilecek birçok otel yanında, orta halli oteller ve pansiyonlar ve kiralık odalar hayli artmış. Ancak Koronavirüs buraları da vurmuş, bu ara sokaklar bomboş, oteller ve evler bakımsız kalmış görünüyordu.

Akşamüzeri resmi bir kurumun oteline yerleşiyorum. Çok temiz, mimarisi özel tasarlanmış, Yoncalı’nın da en güzel yerine, şehre hâkim bir tepeye yerleştirilmiş, kaplıca kentinin gözde yerlerinden sayılır. 50 yataklı otel de 8-10 kişi kalıyor, üzülmemek elde değil.

Sabah erkenden beldeyi tanıma, esasında spor amaçlı tura başlıyorum. İlk uğrağım yer, akşamdan geçerken gördüğüm eski bir hamam ve onun mütemmimi Selçuklu Sultanı 1. Alaeddin Keykubat adına yapıldığı tahmin edilen (kitabesi olmaması nedeniyle) camiye uğruyorum. Camii ayakta ancak hamam yeni tamirata alınmış. Dedik ya, koca belde bomboş. Öyle ki uzaktan küçükbaş çan sesleri, yakından büyükbaş Mö’ leri geliyor.

Şehir içinde yol kenarlarında otlanan (yayılan)  büyükbaşlar önümden geçiyor. Bu arada taze otlara daldıkları gibi, iğne yapraklı orman ağaçları, mısır ve yonca tarlalarına da sarkıyorlar. İleride çobanı görüyorum. 20’ li yaşlarda, Anadolu tabiriyle yağız bir delikanlı. Neredeyse tamamı kültür ırkı olan büyükbaşlar içinde camızlar (manda) da bulunuyor. Çoban kardeşime laf atıyorum ve karşılık alıyorum. Güler yüzlü bu Anadolu insanına (çobanına) sürünün kime ait olduğunu ve kaç adet hayvan bulunduğunu soruyorum. Aramızda ki konuşma şöyle sürüyor.

Efendim sürüde 110 büyükbaş hayvan var. Sürüşü karşıda ki köye aittir. Ben sadece çobanım, sürüyü güdüyorum ve o köyden değilim.

Neden asfalt kenarlarındasın, bu hayvanlar kültür ırkları, gezinmeden otlatılırsa daha verimli olur.

Evet, öyle amca, köylüler böyle istiyor, içeride beslemeye güçleri yetmiyormuş.

Evladım, dışarıda beslenirse süt verimi günlük 20 litreye düşer, içeride besleme ile 25 litre olur.

Bu arada ne maaş alıyorsun, diye soruyorum.

Amca, biz 6 ay çalışırız, maaş düzenlemelerimizi de gelen tekliflere göre yaparız” diyor.

6 aylığına ne alıyorsun demeden önce yüksek maaş aldığını, ayda en az 5 bin TL alabileceğini düşünürken, karşıdan cevap alıyorum.

Amca biz 6 aylığına hesap görürüz, bu dönemin ilk 3 ayında 10 bin TL, kalanını ikinci üç ayın sonunda alırız” diyor.

Görülen odur ki yerli bir delikanlı, bölgenin çoban ihtiyacını gideriyor. Yılda 6 ay çobanlık yapıyor, bu sürede toplamda net 20 bin TL kazanıyor. Bu iyi sayılabilecek bir rakam. Köyde yaşayan çekirdek bir aile için yeterli sayılır. Sözüm onlaradır ki, yılda 20 bin TL kazanmak için kentlere gitmeye, orada rezil olmaya gerek yok. Sevimli genç kardeşimizden muhabbetle ayrılıyorum.

 Hayatın içinden. Zenginliği kanaatte bulan bir Anadolu genci. Hiç de gücenmiyor, zira işini seviyor.

Sağlık ve muhabbetle, kalın sağlıcakla.  

  

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum